Sabri Ugan… Çocukluğumuzun en derin anılarına işlemiş o sihirli ses, sadece maç anlatmazdı; o, futbolun ta kendisiydi.
Onun anlatımıyla sıradan bir an bile efsaneye dönüşürdü. Benim de zihnime kazınmış, unutamadığım anılar var ki, her biri Sabri Ugan’ın sesiyle mühürlüdür. Chelsea’yi deplasmanda yenen Beşiktaş maçı… O maçın her anı, onun coşkulu anlatımıyla bir festivale dönüşürdü. Sergen’in attığı o golü, bir şiir gibi, mısra mısra işleyişini kim unutabilir ki? Sanki Nazım Hikmet, dizeleriyle topu ağlara gönderiyor, stadyumdaki atmosferi evlerimize taşıyordu. O ses, topun direğe çarpışını bile bir senfoniye çevirirdi. Bir de Galatasaray’ın Athletic Bilbao ile berabere kaldığı maç var. Hani kışın, doğalgazın esamesinin okunmadığı, kömür sobasının başında Şampiyonlar Ligi maçlarını beklediğimiz o saf günler…
Sabri Ugan, o içten, samimi sesiyle adeta içimizi ısıtır, o maçların her anına kalite katardı. O, sadece bir spiker değil, bizden biriydi; saha kenarındaki dostumuz, kardeşimiz gibiydi. Çocukluğumuzun kahramanları, anılarımıza işlenmiş bu değerli insanlar birer birer göçüyor bu hayattan. Onlar gittikçe, o saf ve masum çocukluk günlerimize duyduğumuz özlem de artıyor.
Sabri Ugan’ın sesi, o unutulmaz gol anlatımları, bize kalan en kıymetli yadigarlardan. Mekânı cennet olsun. Onun gibi sesler, o sıcak, o yürekten anlatımlar artık yok denecek kadar az. Bu yüzden bu anılar, her geçen gün daha da kıymetleniyor.













