“Acaba onu sevdiğim için mi bırakamıyorum, yoksa onsuz yapamayacak kadar bağımlı mıyım?”
“Bana ihanet etti ama ben hâlâ onu suçlamıyorum, çünkü belki bende eksik olan bir şey yüzünden oldu…”
“Bana benzeyen biri mi daha yakın gelir, yoksa tam da bende olmayanı mı severim?”
Bu sorular, sadece aşkın değil, aslında ruhun da en derin çatlaklarında yankılanır. Ve her defasında, bu soruların yanıtı kişinin kendiyle olan ilişkisinde gizliydi. Psikolojik araştırmalar bize şunu söylüyor: İnsanlar genellikle kendilerine duygusal olarak tanıdık gelen kişilere yönelir. Bu tanıdıklık bazen benzeyeni, bazen de eksik olanı çekmek anlamına gelir. Benim danışanlarım arasında bazıları, kendilerine çok benzeyen insanlarla derin bir dostluk kurarken, aşkta daha çok zıt kutuplara çekilir. Çünkü biz, bazen eksikliğimizi tamamlayan kişide huzur bulacağımızı düşünürüz.
Ama dikkat: Eğer o eksiklik, kendimize dair çözemediğimiz yaralardan kaynaklanıyorsa, tamamlanma değil bağımlılık doğar.
İhanet: Eksiklikten mi, Yokluktan mı?
İhanet eden birinin, kendi içinde dolduramadığı boşlukları vardır. Bunu bazen “macera arayışı”, bazen de “değersizlik duygusu” maskeler. Fakat şu gerçeği unutamayız:
İhanet, eksiklikten doğabilir ama sorumluluğu başkasına ait değildir.
Ben terapi sürecinde şunu fark ettim: İhanete uğrayan kişi, çoğu zaman kendini sorgular. “Ben mi yetemedim?” der. Ama bu, öz değerin en fazla örselendiği alandır. O yüzden ihanet sonrası, en çok çalıştığım şeylerden biri kişisel suçluluk yükünü bırakmak olur.
Sevgi mi, Bağımlılık mı? Neden Ayrılamıyoruz?
Sevgiyle bağlanmak iyidir. Fakat bağlandığımız kişinin varlığıyla değil, yokluğuyla meşgulsek; sevdiğimiz kişi bizim yerimize düşünmeye, karar vermeye başlamışsa — bu, sevgiden çok bağımlılıktır.
Ben şunu çok gördüm: Bir kişi bir ilişkiye “onsuz yapamam” diyerek değil, “onunla daha çok ben oluyorum” diyerek sarıldığında, o ilişki daha sağlıklı kökleniyor.
Sağlıklı Seçim Nedir?
Psikolojide sağlıklı seçim, kişinin kendi ihtiyacını tanıdığı, sınırlarını bildiği ve özgürce karar verdiği ilişkidir. Bu seçimde:
Suçlama yoktur, sorumluluk vardır.
Tamamlanma arayışı değil, paylaşma isteği vardır.
Kontrol değil, saygı vardır.
“Onsuz yapamam” değil, “Onunla birlikte daha iyi hissediyorum” duygusu vardır.
Bazen kendimize acı çektiren seçimler yaparız çünkü içimizdeki çocuk hâlâ iyileşmemiştir. O çocuk değer görmek için fazlasını yapar, sevgi görmek için susar, yok sayılmamak için mücadele eder.
İyi bir ruh; acıdan kaçan değil, acıyla yüzleşen ruhtur.
Ve biz, ancak o yüzleşmeyi cesaretle yaptığımızda gerçekten kendimiz oluruz.
Seçim mi, Kader mi?
Birini seviyorsak bu bir seçimdir. Ama kendimizi unutuyorsak, bu bir kaybediştir.
Ben artık sevginin içinde “kendimi de” görebildiğim yerlerde kalıyorum.
Çünkü ruhumun iyiliğini, başkasına değil, artık kendime borçluyum.













