Bazı yolculuklar bir çocukluk anısıyla başlar, yıllar içinde kelimelere, renklere ve dizelere dönüşür. Peki, bir ressamın gözünden dünyaya bakmak, şiirin dilini nasıl değiştirir? Geçmişten bugüne taşınan duygular, bir şiir kitabında nasıl yankılanır?
Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiirine ve Türk Şairlerine Vefa yazı dizimin 6. söyleşi konuğu; şair, yazar ve ressam kimliğiyle sanatın farklı alanlarında üretimlerini sürdüren değerli Gamze TÜRKİSTANLI.
Gamze TÜRKİSTANLI ile şiir yolculuğunu, resim ve edebiyat arasındaki bağı ve ilk şiir kitabı “Yankı“nın satır aralarında saklı dünyayı konuştuk.
Merhaba Gamze Hanım, hoş geldiniz. Öncelikle bu söyleşiye vakit ayırdığınız ve edebiyat yolculuğunuzu bizimle paylaşmayı kabul ettiğiniz için teşekkür ederim.
Sizi biraz daha yakından tanımak, şiir dünyanıza ve “Yankı” kitabınızın oluşum sürecine birlikte bakmak istiyorum.
Hoş buldum Jale Hanım öncelikle bu nazik davetiniz ve değerli sayfanızda beni ve kitabımı ağırladığınız için size müteşekkirim.
Gamze Türkistanlı kimdir? Kendinizi bir şair, ressam, öğretmen ya da sanatçı kimliğinizden önce nasıl tanımlarsınız? Hayatınızda sanatın ve edebiyatın yerini nasıl tarif edersiniz?
1977 Ankara doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimimi Bursa’da, üniversiteyi Ankara’da, Gazi Eğitim Fakültesi Resim öğretmenliği bölümünde tamamladım. Aynı üniversitenin Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji bölümüne bitki çizimleri yaptım. Yayınevleri ve ajanslarda kitaplara çizimler hazırladım. Anadolu üniversitesi Açıköğretim fakültesi Sosyal Hizmetler bölümünü okuduktan sonra ilgili yerlerde görev yaptım. Evliyim ve iki kızım var. Kendimi, öz eleştirisini yaparken yenilenmeye ve halen öğrenmeye çalışan biri olarak tanımlayabilirim. Aldığım eğitim doğrultusunda, disiplinin, dürüstlüğün ve titiz çalışmanın önemini kavramış biri olarak bundan sonraki yaşamımda da aynı çizgiyle devam etmeyi hedefliyorum. Sanat, geniş perspektifiyle kendi içinde bir disiplini olan ilişkiler bütünü bana göre. Hayatın her anında ve her karesinde sanatı görmek mümkün. Resimde de bu kural aynı, edebiyatta da… Hayatımda sanatın yeri, ruhumuza dinginlik veren ruhumuzu dinlendiren bir uyku gibi özümüzü besleyen, güçlendiren, bir keyifli yemek gibi tüm insanlar gibi olmazsa olmaz temel ihtiyacım. Bizler varoluşumuzun doğası gereği güzele, estetiğe aşık varlıklarız. Bunun da en damıtılmış halidir sanat. Sanatın her türü yaratıcılığa açılan farklı farklı kapılar. Hatta işin içine okuyucularımızı da kattığımızda bir büyük labirentin (anlam arayışının) son kapısı, bir koca yapbozun görülmemiş son parçaları da tamamlanmış oluyor. Çünkü okuyucu benim şiirimi okuduğunda benim dahi göremediğim tamamen kendinden, yaşanmışlıklarından bir parça buluyor. Aslında şiiri okurken kendi duygularıyla o şiiri tekrar yazıyor. İşte o anda şiir benim şiirim değil; okuyucularımızla birlikte yazdığımız bizim şiirimiz oluyor. Bu öyle büyük bir yaratıcılık ki işin sonunda şiir şairi geçiyor ve ölümlü doğamızda bizi ölümsüzlüğe ulaştırıyor. Ölümsüzlüğü arayan Gılgamış’ın mücadelesi gibidir bizim için sanat.
Resim eğitiminiz ve görsel sanatlarla olan ilişkiniz şiirinize nasıl yansıyor? Renklerin, imgelerin ve görsel çağrışımların dizelerinizde özel bir karşılığı olduğunu düşünüyor musunuz?
Resimde renkleri çok az kullanıyor olmam beni biraz daha siyah beyaz çalışmalara yönlendirdi. Özellikle karakalem çalışmalarına…Nostalji olarak nitelendirdiğimiz anılara, geçmişe ve çocukluğa… Dolayısıyla şiirlerimin ve öykülerimin ana teması, çocukluğuma duyduğum özlemim ve hatıraların bende bıraktığı izler oluyor. Yıllarca yaptığım gözlemler doğrultusunda yaşamdaki ince detayları fark edince resim sanatında portrelere yönelirken, edebiyatta demlenmeye bıraktığım yazılarım öne çıkmaya başladı. Şiirlerimi okuyanların, gözünde bir fotoğrafın ya da bir anının canlanıyor olması hedefime biraz daha yaklaştığımı hissettiriyor. Bu da beni sevindiriyor açıkçası. Ama yolum daha çok ve uzun…
Şiirle ilişkinizin ilk başladığı döneme gidelim. Yazmaya sizi yönelten ilk duygu, olay veya kırılma neydi? Bugünkü Gamze Türkistanlı’nın şair kimliğinin temelleri nasıl atıldı?
Ankara’dan Bursa’ya taşındığımız yıllarda, odanın bir köşesinde duran, içinde ne olduğunu bilmediğim kutular vardı ve bir de yaramazlığım. İlkokul ikinci sınıftayken onları açmaya karar verdim ve kendine has kokusuyla sarı yapraklı kitaplarla karşılaştım. O yıllarda anlamını bilemediğim ve üzerinde “antoloji” yazan bir kitabı aldım. Dörtlükler, itafen ayrılan bölümler, kafiyeli kelimeler dikkatimi çekti ve sesli okuduğumda ise çok hoşuma gitmişti. O günden sonra hayatımda bu, bir dönüm noktası oldu ve şiirle tanıştım. En azından tek çocuk olarak büyümeye çalıştığım evde bir arkadaşım vardı artık. Resimde eskiz neyse yazılarımda da o oldu.Yani yıllarca yazdım, beğenmedim, sonra tekrar denedim ama yazmayı hiç bırakmadım.Yazdığım herşeyi özel bir defterde muhafaza ediyordum, hazineymiş gibi. Önceleri bir ya da iki sayfa yazarken şiirlerim gitgide kısaldı. Zamanla dinlenmeye ve tekrar değerlendirmeye aldım. Hâlâ da kolay kolay beğenmiyor ince eleyip sık dokuyorum. Yani iyi ki o kutuyu açmışım:)
“Yankı”, sizin edebiyat dünyasındaki ilk şiir kitabınız. Kitabın adı oldukça anlamlı. “Yankı” sizin için ne ifade ediyor? Bu ismin kitabın bütününe nasıl bir anlam kattığını düşünüyorsunuz?
Üniversite yıllarında, bir gün bir şiir kitabı çıkarırsam adı “Akis” olsun diye düşünmüştüm. Yıllarca biriken ve özenle sakladığım şiirlerimi yayınlama kararı aldığımda Akis ile aynı anlamda olan Yankı’ya karar verdim. Okuyucuya bir iz bırakabilme ümidiyle, okuyucuyu bir yerlerden yakalayacağı duygusu bu isme karar vermemi sağladı.Umarım başarılı olmuşumdur. Kitabımın arka sayfasındaki yazıyla örnek verecek olursam, yankı, “Zillere basıp kaçtığın çocukluğun olur, bazen de ayna karşısında küçülen elbiselerin…Bazen bir yara, ya da merhem” Yankı farklı duygu durumlarını simgeliyor, tıpkı siyah ile beyaz gibi…
Bir şairin kitabı, çoğu zaman onun iç dünyasının belirli bir dönemine açılan kapıdır. Yankı kitabını bugün elinize aldığınızda, orada en çok hangi Gamze Türkistanlı’yı görüyorsunuz?
Çok doğru, şairin iç dünyasına açılan bir kapı… Yankıyı, bir anıya, bir şehre, bir insana duyulan özlem, bekleyiş olarak tanımlayabilirim. Genel anlamda Yankı, içsel bir yolculuk ve eskiye duyulan derin bir özlem duygusu taşıyor. Kitabımda, daha eski tarihli şiirlerime yer vermem de bundan kaynaklı sanırım. Yankı kitabını elime aldığımda geniş bir hayal dünyasıyla çocukluğuna yaptığı yolculuğu ve kültürü, tarihi, sanatı ile dünya şehri olmayı başarmış İstanbul’u dizelerine misafir etmiş bir Gamze Türkistanlı görüyorum. Bu hiç değişmeyek olan bir tema benim için.
Yankıda öne çıkan temel duygular ve temalar neler? Aşk, özlem, yalnızlık, kırgınlık, umut, insan ve hayat gibi kavramlardan hangileri şiir dünyanızda daha belirleyici bir yere sahip?
Yankıda öne çıkan en belirgin tema “özlem”. Kaldırımın ortasında açan bir çiçeğe de umut dolu şiirler yazıyorum, beni farklı yönlerden yakalayan hayata da. Yani ister insan, ister şehir, isterse bir nesne olsun, bende ne hissettiriyorsa ki bu umudun yanında hüzün olabilir, dizelere onu döküyorum. Zaman zaman melankolik ya da umut dolu olabiliyor, buna o andaki duygu durumum karar veriyor.
Şiirlerinizde kişisel deneyimlerin mi, gözlemlerinizin mi, yoksa hayal dünyanızın mı daha belirleyici olduğunu düşünüyorsunuz? Başka bir ifadeyle, şiir sizin için yaşanmışlığın mı yoksa yeniden kurulmuş bir dünyanın mı ürünüdür?
Bu söylediklerinizin birçoğu şiirlerimde mevcut. Gözlem ve hayal gücü resimden kalan bir özellik olsa gerek şiirlerimde de bunun etkili olduğunu görüyorum. Şiirin gücü elbette yaşanmışlıklarda gizli bence. Ama birebir yazmak yerine ufak değişiklikler yapıp betimlemelerle güçlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Burada da devreye hayal gücü giriyor. Yani birbirlerini destekleyip kendilerinden güç aldıklarını düşünüyorum.
Şiirde duygu kadar kelime seçiminin ve söyleyiş biçiminin de önemli olduğunu düşünüyoruz. Kendi şiir dilinizi nasıl tanımlarsınız? Bir dizeyi yazdıktan sonra üzerinde uzun süre çalışan bir şair misiniz, yoksa şiirin ilk hâlini korumayı mı tercih edersiniz?
Duyguyu muhavaza etmek değerli ama söyleyiş biçimini çoğunlukla demlemeye bırakmakta fayda var. Sözcüklerin birbiriyle uyumu, ahengi ve tınısı şiirin omurgasını oluşturmakta oldukça önemli. Bazen aylarca hatta yıllarca bekleyen şiirlerim olur. Renklerin nüansı gibi birbirine güç verir destek olur ayağa kalkar, yürür ya da koşar. Bir süre sonra şiirde tema ve duyguda seçiçilik daha ön plana çıkıyor benim için. Kolay beğenmeyen ve kabul etmeyen bir yapım var. Benim şiir dilim kısa, hayal gücüne ve gözleme dayanan bir dile sahip. Şunu her zaman söylerim: en güzel resmimi henüz çizmedim, en güzel şiirimi henüz yazmadım. Konu, teknik,içerik ve biçim olarak elbette değişiklik gösterebilir. Bunu da ilerleyen yıllar gösterecek.
Kitabınızda okurun kendi hayatından izler bulmasını sağlayan bir taraf olduğunu düşünüyor musunuz? Bir şair için kendi duygusunu anlatırken okurun duygusuna da dokunabilmek ne ifade ediyor?
Okurun kendi hayatından izler bulması tüm yazar ve şairlerin eserleri için geçerli bir durum aslında. Kendi kitabımdan örnek verecek olursam aforizmaların daha ön planda olduğunu gördüm. Ama bunun yanında psikolojik, toplumsal olaylarla ilgili farkındalık adına yazılan şiirlerimin olması sebebiyle, okur hem kendinden hem de yaşadığı dönemden izler ve detaylar buluyor. Okurun duygusuna dokunabildiğimiz ve birbirimizi etkileyebildiğimiz ölçüde var olduğumuzu düşünüyorum. Bu bakımdan okur ile empati kurarak etkileşim içinde olabilmek,eleştirileri değerlendirmek ve hatta üzerinde düşünebilmek de bu süreçte önceliğimiz olmalı.
Öğretmenlik eğitimi almış olmanıza rağmen mesleğinizi icra etme konusunda yaşadığınız atanamama süreci, elbette hayatınızda iz bırakan deneyimlerden biri. Bu sürecin bir insan ve sanatçı olarak sizi nasıl etkilediğini, yüreğinizde nasıl bir iz bıraktığını anlatır mısınız?
Üniversitede “insanın sanatsal gelişimi” diye bir dersimiz vardı ve staj zamanında çocuklarla ressamların eserlerinin röprodüksiyonunu yapmıştık, inanılmaz keyifli bir çalışmaydı. Çocukların resim sanatına bakışları, soruları, yorumları çok güzeldi.Yetenek tek başına anlamsızdır. Kararlılık, disiplin ve sevgi daha belirleyici bir özelliğe sahip bence. Bir hocamızın “çocuklara resmi sevdirin” cümlesi ile yola çıktım, staj yaparken ve özel okulda çalışırken hep bu cümle geldi aklıma. Atanmamak ise beni mesleğimden alıkoyamadı, özel yetenek sınavlarına hazırladığım öğrencilerim oldu ve kazandılar. Yani işinize değer vererek yapmaya karar verdiğinizde düğümler kendiliğinden çözülüyor.
Sanat bazen insanın söyleyemediği şeyleri söyleyebildiği bir alan hâline geliyor. Sizin için şiir böyle bir sığınak mı, yoksa aksine insanın kendi gerçekliğiyle yüzleştiği bir alan mı?
Her ikisi de… Sığınak kelimesi çok yerinde ve çok doğru bir kavram. Şiirin yapısını düşünürsek, öz bir anlatıma sahip.Çoğu zaman kendinizle başbaşa kalırsınız ve kelimeler yükünüzü alır. Söylenmeyeni kağıt kabul eder, sırrınızı saklar. Kendi gerçekliğiyle yüzleşmeye gelecek olursak, bu da kendimizi ne kadar tanıyor olabileceğimiz sorusuna vereceğimiz yanıta bağlı. Bunu resimde daha çok hisseddiyorum. Mesela o kadar çok teknik öğrenmeme rağmen içlerinden sadece kara kalem ve suluboya tekniklerini seviyor olmam gibi.
Şiirlerinizin farklı sesler tarafından yorumlanması ve seslendirilmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Kendi şiirlerinizin seslendirilmesini hiç düşündünüz mü? Bir şairin dizelerinin başka birinin sesiyle hayat bulması sizce şiirin okurla kurduğu bağı nasıl etkiler?
Şiirlerimin seslendirilme konusunu açıkcası hiç düşünmedim. Bu, özel bir ilgi ve yetenek istiyor. Sosyal platformlarda ve bazı kanallarda seslendirme yapanlar var tabi ki… O şiirin duygusuna girebilmek, atmosferi hissedebilmek ve yazan kişinin beğenisine sunmak gibi bir çok temel yapıyı içinde barındırıyor. Bu gerçekten zor ve meşakatli bir iş. Şiirlerimi kendi çektiğim fotoğraflar ile birleştirip ara ara paylaşıyordum ta ki, sayın şair-yazar **Bekir Bayar’**ın “Kırlangıçlar” isimli şiirimi seslendirdiğini görene dek. Sevincimi tarif edemem. Şiirin ana duygusunu öyle güzel bir yerden yakalamıştı ki. Ses tonlamalarıyla o hissiyatı vermeyi başarmış, seçtiği fon müziği ile satırlar dans etmiş adeta. Dolayısıyla insan onore oluyor. Beklemediğim bir anda şiirim kanatlanmış, satırlar Bekir Bayar’ın dilinde ses olmuş. Buradan kendisine şükranlarımı sunuyorum…
Aynı zamanda resimle ilgilenen bir sanatçı olarak iki farklı ifade biçimini deneyimliyorsunuz. Resim ve şiir arasında sizin için nasıl bir bağ var? Bir duyguyu bazen kelimelerle değil de renklerle anlatmayı tercih ettiğiniz oluyor mu?
Resim sanatı öncelikle sabır, yeterli bir hazırbulunuşluk düzeyi, yüksek motive isteyen bir olguya sahip. Hadi bugün de şu resmi yapayım diyemiyorum, yani istek ön planda benim için. Şiirlerde ise yanıma sadece not defteri ve bir kalem almak, çoğu zaman yeterli olabiliyor çünkü hangi hissin ne zaman çıkıp geleceği belli olmuyor. Gece vakti bile uykumdan uyandıran sözlerin geldiği zamanlar da oluyor. Resimde bir hazırlık sürecim varken yazılarda kendimi daha özgür hissediyorum, aralarındaki tek fark bu. Resim, üzerinde özgürce uçan kuşların olduğu gökyüzüm ise şiirlerim derinliği olan denizim. İkisi de mavi ve özgür…Dediğiniz gibi bazen bir duyguyu, bir şiir betimlerken bazen de bir fırça son dokunuşlarını yapıyor tuvale. Ama ikisinin de ortak tarafı benim detaycı bir yapıya sahip oluşum ve onları ince eleyip sık dokuyuşum diyebilirim. Duyguyu renklerle anlatmak uzun ve zor bir süreç ama yine de üzerinde çalıştığım bir konu bu. Aslında şiir dediğimiz şey bir duygu halinin anlık resmidir,fotoğrafıdır. Şiirde hareket değil duyguların izlenimlerin anlık görüntüsü önemli, bu açıdan şiir sanatı bence öyküden çok resme yakındır. Aslında kelimelerle resim yapmaktır.
Bir şairin beslendiği kaynaklar, onun şiir dünyasını anlamak açısından önemlidir. Sizi etkileyen şairler, yazarlar veya eserler kimlerdir? Bugünkü Gamze Türkistanlı’nın şiirinde hangi edebî izleri görmek mümkün?
Beni, gerek şiir alanında, gerek mensur siir alanında ve gerekse de hikaye alanında etkileyen yazarlar oldu tabi. Özellikle kullandıkları dile, tasvirlere, olay örgüsü içindeki tutarlılığa, devamlılığa ya da beklenmedik sonlara dikkat ederim. Hikaye ve romanda Ahmet Hamdi Tanpınar, Sait Faik Abasıyanık ve Peyami Safa; şiirde Can Yücel, Cemal Süreya ve Özdemir Asaf en çok beğendiklerim arasındadır. Bugünkü şiirlerimdeki ana tema hüzün, ölüm, hayat ve İstanbul’dur. Genelde sembolizmin etkisinde kaldığımı, daha çok lirik, bazen de epik şiirler yazdığımı söyleyebilirim.
Yankı kitabınızın okurla buluşmasından sonra aldığınız tepkiler içerisinde sizi en çok etkileyen, “İyi ki bu şiiri yazmışım” dedirten bir okur karşılaşmanız ya da yorumunuz oldu mu?
Evet, kesinlikle yaşadığım bir duyguydu bu. Beni en çok sevindiren şey ise kitabımdan bana olumlu, yapıcı ve destekleyici çok mesajın gelmesi oldu. Eski şiirlere daha çok yer verdiğim bu kitapta, “duygusal, etkileyici” olarak tanımlanan şiirler oldu. Kimi hüzünlendirirken, kimi tebessüm ettirmiş. Tanımadığım bir çok insandan olumlu dönüşler aldım bu da insanı yaptığı işte motıve ediyor gerçekten. İyi ki yazmışım dediğim, şu an hayatta olmayan, iki yıl önce kaybettiğim anneme yazdığım şiirdir. Genelde aforizmalar, itafen yazdığım ya da İstanbula yazdığım şiirler beğenilmiş. Beğenilme tek bir şiir etrafında olmamış, ki bu da benim için ayrı bir mutluluk kaynağı oldu. Bir arkadaşımın “Asonans ve aliterasyonlar”ı iyi kullandığıma dair olumlu bir eleştirisi de beni mutlu eden geri dönüşlerden biridir.
Son olarak, hem şiir yolculuğunun başındaki bir şair hem de resimle edebiyatı birlikte sürdüren bir sanatçı olarak bundan sonraki hedeflerinizi merak ediyorum. Gamze TÜRKİTANLI’nın kaleminden ve fırçasından önümüzdeki yıllarda nasıl eserler göreceğiz? Ayrıca Yankı’yı henüz okumamış bir okura, kitabınızı neden tavsiye edersiniz?
Hedeflerimin arasında öncelikle kişisel bir sergi açmak, sonrasında çalışmalarımı sürdürdüğüm çocuk hikayelerini kitap haline getirip küçük okuyucularımın beğenilerine sunmak istiyorum. İlerleyen zamanlarda ben de, Tevfik Fikret gibi şiirlerimi resimleyebilir ya da resimlerimi şiirleştirebilirim.(Pitoresk sanat) Yankıyı henüz okumamış olan bir okura, yılların demlediği şiirlerimden bir kaçının kendi yaşamının bir bölümünde yer bulmasını ümit ediyorum. Yaşanmışlıklar her zaman ilgi görür ve merak edilir.
Gamze Hanım, bu güzel ve samimi söyleşi için teşekkür ederim. Şiirlerinizin daha çok okura ulaşmasını, sanat yolculuğunuzun yeni eserlerle devam etmesini diliyorum. Yankı ile başlayan bu edebî yolculuğun, okurlarınızın yüreğinde de güzel izler bırakmasını temenni ediyorum.
Sanat yolculuğumda beni hiç yalnız bırakmayan, desteklerini esirgemeyen sevgili aileme, dostlarıma sizin nezdinizde çok teşekkür ederim.
İlginize,anlayışınıza, sanata ve sanatçıya yürekten verdiğiniz samimi desteğiniz için ben teşekkür ederim. Sayenizde çok güzel ve keyifli bir sohbet oldu. Sanat, sevgi gibi iyileştirir…Resim kadar özgür, şiir kadar ses olmak dileğiyle,sevgiler…
Gamze TÜRKİSTANLI ile gerçekleştirdiğimiz bu güzel söyleşide; resmin renklerinden şiirin kelimelerine uzanan sanat yolculuğuna, çocukluğun izlerine, özleme, İstanbul’a ve yılların biriktirdiği duyguların “Yankı”da nasıl hayat bulduğuna tanıklık ettik. Ressamlığın dikkat ve gözlem gücünü şiirin duygu dünyasıyla buluşturan Gamze TÜRKİSTANLI’nın sanat yolculuğunun yeni eserlerle büyümesini diliyor; “Yankı”nın her okurun kendi hikâyesinden bir iz bulacağı güzel bir karşılık olmasını temenni ediyorum. Değerli vaktini ve samimi paylaşımlarını bizimle buluşturduğu için kendisine teşekkür ediyor, kaleminin ve fırçasının yolunun daima açık olmasını diliyorum.













