Günümüz dünyasına baktığımızda, acı bir gerçekle yüzleşiyoruz: Paranın değeri arttı millet, insan değeri battı.
Eskiden erdemin, bilginin, vicdanın ve emeğin ön planda olduğu bir düzenden, her şeyin maddiyatla ölçüldüğü, kazancın tek kriter haline geldiği bir sisteme evrildik. İnsanın ruhu, duyguları, fedakarlıkları, artık banka hesaplarındaki sıfırların gölgesinde kalıyor. Bir insanın değeri, taşıdığı manevi zenginliklerle değil, cebindeki paranın kalınlığıyla belirlenir oldu. Bu durum, toplumun temel dinamiklerini sarsıyor, insan ilişkilerini yıpratıyor ve kolektif vicdanımızı aşındırıyor.
Peki, bu durumda insanlık neyi kaybetti? Kimlere kaldı artık? Bu soru, bir haykırıştır aslında. Merhametin, adaletin, dürüstlüğün, karşılıksız sevginin kime kaldığına dair derin bir endişedir. Paranın gücüyle yükselenlerin, değerleri ayaklar altına alanların hüküm sürdüğü bir düzende, gerçek insani değerlere sahip çıkanlar, sessizce köşelerine çekilmeye zorlanıyor. Gözler paranın ışıltısına o kadar alıştı ki, gönüllerin zenginliğini, ruhların derinliğini görmezden geliyoruz.
Bu ortamda, ironik bir şekilde, “zamanın değeri” kavramı da farklı bir boyut kazanıyor. Pek çok kişi, üretmekten, çalışmaktan, faydalı olmaktan çok, “boş vakit araklama” peşinde. Sanki hayat bir maraton değil de, köşeyi dönüp yan gelip yatılacak bir fırsatlar zinciri. “Poponsa yan gelip de yattı” ifadesi, tam da bu tembelliği, hazırcılığı ve sorumluluktan kaçışı anlatır. Oysa gerçek değer, boş vakit aramakta değil, o vakti anlamlı kılmakta, üretmekte, kendimize ve topluma faydalı olmaktadır.
Paranın yüceltilmesiyle birlikte gelen bu boş verme hali, bizi yozlaştırıyor. Toplumda yaygınlaşan bu algı, çalışkanlığı, dürüstlüğü, üretkenliği değil; kolay yoldan zengin olmayı, sorumluluktan kaçmayı teşvik ediyor. Bu durum, geleceğimizi de tehdit ediyor. Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği, paranın miktarıyla değil, insanların taşıdığı değerlerle, üretkenlikleriyle, birbirlerine duydukları saygıyla ve vicdanlarıyla ölçülür.
Paranın esiri olduğumuz bu çağda, insanlığımızı, merhametimizi ve vicdanımızı kaybetmemek için mücadele etmeliyiz. Boş vakit aramak yerine, o vakti doldurmanın yollarını bulmalıyız. Çünkü insan değerinin battığı bir dünya, parayla satın alınabilecek hiçbir lüksün telafi edemeyeceği kadar yoksul bir dünyadır.













