Özgüven, bireyin kendini yeterli, değerli ve başarılı hissetme kapasitesidir. Ancak günlük hayatta çoğu insan, farklı nedenlerle özgüveninde düşüş yaşar.
Özgüveni Yere Çeken Görünmez Dinamikler
Psikoloji literatürü, özgüven eksikliğinin yalnızca bireysel zayıflık değil; sosyal çevre, aile yapısı ve bilişsel alışkanlıklarla ilişkili bir durum olduğunu göstermektedir.
Stres ve Hastalık
Araştırmalar, kronik stresin beynin karar verme ve duygu düzenleme merkezlerini etkilediğini ortaya koymaktadır (McEwen, 2007). Uzun süreli stres yaşayan bireyler, başarılarını küçümsemeye ve yetersizlik duygusuna daha kolay kapılmaktadır. Benzer şekilde, kronik hastalıklarla yaşayan bireylerde de benlik saygısının daha düşük olduğu bulunmuştur (Schunk, 2019). Hastalık, bağımsızlık kaygısı üzerinden özgüveni zedelemektedir.
Yas ve Kayıplar
Yakınlarını kaybeden bireylerde özgüvenin belirgin biçimde azaldığını gösteren çok sayıda çalışma vardır. Stroebe ve Schut’un (2010) araştırmasına göre, yas sürecini sağlıklı şekilde atlatamayan kişilerde kendilik algısı zayıflamakta ve gelecekten beklentiler olumsuzlaşmaktadır. Bu nedenle kayıp yaşayan bireylerde psikolojik destek, özgüvenin yeniden inşasında kritik öneme sahiptir.
Eleştirel Ebeveynler ve Zorbalık
Çocukluk döneminde ebeveynlerden alınan sürekli eleştiriler, ilerleyen yaşlarda düşük özgüvenle doğrudan bağlantılıdır (Harter, 2012). Ayrıca yapılan uzunlamasına çalışmalar, çocuklukta zorbalığa maruz kalmanın yetişkinlikte kaygı, depresyon ve düşük özgüvenle ilişkili olduğunu göstermektedir (Wolke & Lereya, 2015). Yani çocuklukta yaşanan küçük gibi görünen bu deneyimler, yetişkin hayatını şekillendiren büyük izler bırakmaktadır.
Sosyal İlişkiler
Ergenlik dönemi, benlik saygısının en kırılgan olduğu süreçtir. Brown ve Larson (2009), ergenlerin akran gruplarındaki kabul düzeyinin özgüvenleriyle güçlü bir şekilde ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Dışlayıcı ya da küçümseyici arkadaşlıklar, bireyin sosyal yaşamında kalıcı güvensizliklere yol açabilir.
Olumsuz Düşünce Tarzı
Psikoloji literatüründe “bilişsel çarpıtmalar” olarak adlandırılan düşünce biçimleri, özgüveni ciddi biçimde sarsar. Beck’in (1976) bilişsel kuramına göre, felaketleştirme ve sürekli olumsuz beklenti geliştirme, kişinin benlik algısını zayıflatır. Bu düşünce tarzı, bireyin kendi potansiyelini görememesine yol açar.
İmkânsız Standartlar
Araştırmalar, mükemmeliyetçi bireylerin daha düşük özgüven düzeyine sahip olduğunu göstermektedir (Frost & Marten, 1990). “Her zaman en iyisini yapmalıyım” düşüncesi, bireyi kaçınılmaz şekilde başarısızlık duygusuna sürükler. Sonuç olarak, kişi kendi kapasitesini küçümsemeye başlar.
Özgüven Yeniden İnşa Edilebilir
Bilimsel veriler bize şunu göstermektedir: Özgüven, çocukluktan itibaren etkilenen ama yetişkinlikte de değiştirilebilen bir yapıdır. Bilişsel davranışçı terapi, öz şefkat çalışmaları ve destekleyici sosyal ilişkiler, özgüvenin onarılmasında en etkili yöntemler arasında yer almaktadır.
Özgüven kaybolduğunda tamamen yok olmaz; doğru psikolojik destek ve farkındalıkla yeniden filizlenebilir.
Peki siz, kendi özgüveninizi en çok hangi olaylar karşısında sorguluyorsunuz?













