Türk toplumunun modern mitolojisinde, tüm dertlere deva, tüm bürokratik engelleri aşan sihirli bir cümle vardır: “E-Devlet’ten bir baksanıza.”
Bu basit gibi görünen üç kelime, aslında derin bir felsefeyi, modern insanın tüm sorunlarını tek bir tıkla çözme arzusunu ve teknolojiye olan sarsılmaz inancını yansıtır.
Bir resmi dairede sıra beklerken, arkadaşınıza “Çocuklarımın aşı takvimi nerede kaldı?” diye sorduğunuzda, alacağınız tek bir cevap vardır. Ya da komşunuz, “Bizim evin tapu kaydında bir hata varmış, ne yapsam bilemedim” dediğinde, yüzünde en bilge ifadeyle “E-Devlet’ten bir baksanıza” cümlesini duymak kaçınılmazdır. Bu cümle, bir tavsiye değil, adeta bir emirdir. Sanki E-Devlet, tüm dünyevi bilgeliği ve cevapları içinde barındıran dijital bir Oracle’dır ve kapısı herkese açıktır.
Bu durumun en komik yanı, tavsiyeyi verenin genellikle konunun detaylarından bihaber olmasıdır. “E-Devlet’ten bak,” derler, ama aslında demeye çalıştıkları şudur: “Benim bu konuda sana yardım edecek bilgim yok, o yüzden seni her şeyin cevabının olduğu o dijital evrene yolluyorum.” Bu, bir nevi sorumluluk reddi ve modern insanın sorunları paslamasıdır.
Peki ya E-Devlet’ten baktıktan sonra da sorun çözülmezse? İşte o zaman sistem çöker. O “E-Devlet’ten baktım ama bir şey bulamadım” diyen kişi, artık toplumun en dışlanmış ferdi haline gelir. Çünkü o, sihirli kelimeyi boşa çıkarmış, inanca olan güveni sarsmıştır. Bu cümle, aslında bizim karmaşık insan ilişkilerini ve sorunlarını, nasıl birer kod satırına indirgemeye çalıştığımızın trajikomik bir kanıtıdır.













