Okul zili çalmak üzere… Sokaklardaki yaz neşesi yerini tatlı bir telaşa bırakırken, binlerce evde aynı fısıltı dolaşıyor: “Acaba okula alışabilecek mi?” Peki, nedir bu “okula uyum süreci”?
Çoğu zaman bu kavramı, çocuğun ağlamadan sınıfa girmesi, çantasını sırtlayıp el sallaması sanırız. Oysa uyum; bir teslimiyet değil, bir güven inşa sürecidir. Bir çocuğun bildiği, sığındığı, kokusuyla huzur bulduğu “köklerinden” ayrılıp, hayatın içinde kendi “dallarını” uzatmaya başlamasıdır. Ve her kök salma işlemi gibi, biraz zaman, bolca sabır ve derin bir şefkat ister.
Doğan Cüceloğlu’nun çok sevdiğim bir sözü vardır: “Çocuğun yetiştiği aile ortamı, onun ruhunun vatanıdır.”
İşte çocuk için okul, o bildiği ruh vatanından ilk defa sınırlar dışına çıkmaktır. Bilmediği koridorlar, tanımadığı yüzler, kurallar ve beklentiler… Biz yetişkinler için yeni bir işe başlamak ne kadar heyecan ve kaygı vericiyse, bir çocuk için de okula başlamak tam olarak öyledir.
Peki, bu süreç nasıl olmalı?
”Ağlama, sen artık kocaman oldun” tuzağına düşmeyin.
Çocuğun kaygısını yok saymak ya da küçümsemek, kaygıyı azaltmaz; aksine çocuğu yalnızlaştırır. “Ağlanacak bir şey yok” demek yerine, “Şu an biraz endişeli ve meraklı hissediyorsun, bu çok normal. Ben de yeni bir yere başladığımda öyle hissederim” diyebilmek, çocuğa “anlaşılıyorum” hissi verir. Unutmayın, anlaşılan çocuk sakinleşir.
Vedalaşmaları uzatmayın ama gizlice de kaçmayın
En sık yapılan hatalardan biri, çocuk bir şeyle oyalanırken arkasından gizlice kaçmaktır. Bu durum çocuğun okula değil, size olan güvenini zedeler. “Ben ne zaman arkamı dönsem, annem/babam kaybolabilir” korkusu başlar. Vedalaşmanız kısa, net ve kararlı olsun:
“Seni çok seviyorum, öğretmenine teslim ediyorum ve çıkışta tam burada seni bekliyor olacağım.”
Göz temasını koparmadan verilen bu net mesaj, çocuk için en büyük demirdir.
Evdeki duygu aynanızı kontrol edin
Çocuklar sözlerimizden çok, duygusal frekansımızı okurlar. Siz kapıda kaygıyla ellerinizi ovuşturup “Eyvah ne yapacak içeride?” diye düşünürseniz, çocuk sizin beden dilinizden “Burası tekinsiz bir yer” mesajını alır.
Montaigne’in dediği gibi:
“Dünyanın en yüksek tahtına da çıksanız, oturacağınız yer kendi kıçınızın üstüdür.”
Yani biz kendi iç dünyamızda sakin ve kararlı durmadıkça, çocuğumuza da o güvenli alanı sunamayız. Sizin sakinliğiniz, çocuğunuzun limanıdır.
Eve dönüşte “Sorgu Yargıcı” olmayın
Okuldan dönen çocuğa “Bugün ne öğrendin?”, “Öğretmen ne dedi?”, “Yemeğini yedin mi?” şeklinde peş peşe sorular sormak yerine, ona sadece sarılın. “Seni çok özledim, eve hoş geldin”. deyin. O hazır olduğunda zaten anlatacaktır.
Bırakın, ilk günlerde biraz ağlasın; bırakın, bacağınıza biraz sıkı sarılsın. Ağlamak, çocuğun uyum sağlama çabasının bir parçasıdır; başarısızlık göstergesi değil.
Bir ağacın meyve vermesi için önce toprağa alışması gerekir. Çocuğunuza toprağı, yani okulu sevmesi için zaman verin. Ve en önemlisi; okula uyum sürecinin aslında çocuğun değil, ebeveynin güvenle serbest bırakma süreci olduğunu unutmayın.
Sevgiyle ve güvenle büyüyen tüm çocuklarımıza harika bir okul yılı diliyorum.












