Her Ramazan’da aynı cümle dilimize dolanır: “Nerede o eski Ramazanlar?” Çocukken gözümüzde kocaman bir heyecan olan bu ay, şimdi sanki biraz daha sessiz, biraz daha ruhsuz gibi geliyor. Peki, gerçekten eski Ramazanlar mı güzeldi, yoksa biz mi değiştik?
Modern hayatın temposu, şehirleşmenin getirdiği yalnızlaşma, teknolojinin bizi sanal dünyaya hapsetmesi, Ramazan’ın o samimi havasını geri planda bıraktı. Artık iftar sofraları, büyük aileler yerine küçük gruplarla kuruluyor. Teravih namazları, camilerdeki cemaat yerine evlerde tek başına kılınıyor. Ramazan pidesi için kuyruklarda beklemek bile bir nostalji haline geldi. Ramazan davulcusunun sesine bile tahammülümüz azaldı. Eskiden davulcunun peşine düşen çocuklar şimdi telefon ekranında “Rahatsız etmeyin” modunda sahura kalkıyor. İftar çadırları hâlâ var ama artık bir dayanışma geleneğinden çok, sosyal sorumluluk projelerinin bir parçası gibi sunuluyor. Paylaşım ruhu, giderek yerini gösterişe bırakıyor.
Eskiden Ramazan, sadece oruç tutmak değildi. Birlikte iftar açmanın, komşunun kapısını çalıp bir tabak yemek bırakmanın, sahurda sokaktan geçen davulcunun sesine uyanmanın tadı vardı. Çocuklar için Ramazan, sabaha kadar uyanık kalmaya çalışmak, oruç tuttuğunda alkışlanmak, bayram sabahı erkenden kalkıp yeni alınan kıyafetleri giymekti. Şimdi bakıyorum da, o eski sıcaklık sanki kaybolmuş gibi.. iftardan sahura kadar süren sohbetler, teravih dönüşü içilen demli çaylar olmazsa olmazdı. Bugün ise iftar sofralarında ekran ışıkları, sosyal medyaya yüklenen fotoğraflar ve hızla tüketilen anlar var. Belki de Ramazan’ın ruhunu en çok, paylaşmayı unutarak kaybettik.
Eski Ramazanları özlememizin sebebi, sadece kaybolan gelenekler değil, içimizde eksilen duygular.. Ancak, belki de asıl mesele, Ramazan’ın ruhunu yeniden keşfetmekte yatıyor. Eski Ramazanların güzelliği, belki de o dönemin koşullarından değil, insanların birbirine gösterdiği sevgi, saygı ve merhametten kaynaklanıyordu. Bugün yine aynı ruh ile o eski Ramazanları getirecek olan da yine biziz. Soframızda bir lokma fazla koyup komşumuzla paylaşarak, bir çocuğun bayram sevincine ortak olarak, en önemlisi de Ramazan’ın ruhunu gösterişten uzak, samimi bir şekilde yaşayarak. Bunlar, eski Ramazanların özlemini gidermek için atabileceğimiz küçük ama anlamlı adımlar.
Belki de eski Ramazanlar hiç bir yere gitmedi. Sadece biz, onu yeniden hatırlamak ve yaşatmak için biraz çaba sarf etmeliyiz. Ramazan, sadece geçmişte değil, bugün de aynı güzellikte olabilir. Yeter ki, onun ruhunu içimizde hissedelim ve paylaşmanın, birlik olmanın değerini unutmayalım.Hani diyoruz ya nerede o eski Ramazanlar? Belki de tam da şu an, içimizde yeniden canlanmayı bekliyor. Umarım bu köşe yazısı, Ramazan’ın manevi atmosferini yeniden hatırlamanıza vesile olur..













