Sosyal medyada namazla dalga geçmeyi “özgürlük”, “mizah” ya da “tepki” olarak pazarlayan içerikler, ne cesur ne de zeki bir karşı duruştur.
Bu davranış, düşünsel bir üretim değil; entelektüel yoksulluğun en görünür biçimlerinden biridir. Çünkü kutsalla alay etmek, onu sorgulamak değildir. Sorgulama bilgi ister. Alay ise zihinsel tembellik.
Bu içerikleri üretenlerin ortak özelliği, eleştirdikleri şeyi anlayacak kültürel ve düşünsel donanıma sahip olmamalarıdır. Namazla dalga geçen kişi, aslında namazla değil; kendi boşluğuyla konuşmaktadır. Ortada bir fikir, bir argüman, bir alternatif anlam yoktur. Sadece dikkat çekme arzusuyla sergilenen ham bir saygısızlık vardır. Sosyolojik olarak bu, “anlamsız saldırganlık”tır ve hiçbir toplumsal dönüşüm üretmez.
Şunu açıkça söylemek gerekir: Namazla dalga geçmek cesaret değildir. Güçlüye değil, hâlâ kutsal kabul edilen bir sembole saldırmaktır. Bu, eleştirinin değil; provokasyonun en ucuz biçimidir. Çünkü kutsal, kendini savunmaz. Tepkiyi toplum üretir. Ve bu tepkiden beslenenler, tam da bu yüzden kutsalı hedef alır. Ortada ilkesel bir karşı duruş yoktur; algoritmanın açlığını doyurma çabası vardır.
Dahası, bu davranışların “bireysel özgürlük” söylemiyle meşrulaştırılması ciddi bir kavramsal çarpıtmadır. Özgürlük, başkasının anlam dünyasını aşağılayarak var olmaz. Bu, özgürlük değil; sınır tanımazlıktır. Toplumsal yaşam, sınırsız bireysellik üzerine değil; karşılıklı sınırlar üzerine kuruludur. Bu sınırları bilerek ihlal etmek, düşünsel bir hak değil, toplumsal bir sorundur.
Namaz, bir ritüelden ibaret değildir. Milyonlarca insan için düzen, disiplin, anlam ve kimliktir. Bununla alay eden kişi, bir inançla değil; o inancın taşıdığı kolektif hafızayla alay ettiğini bilmek zorundadır. Bu yüzden yapılan şey “kişisel tercih” olarak geçiştirilemez. Toplumsal sembollere yönelik sistematik aşağılamalar, her toplumda meşru tepki üretir. Bu tepki “tahammülsüzlük” değil, sembolik sınırların savunusudur.
Üstelik bu içeriklerin arkasında herhangi bir entelektüel risk de yoktur. Eleştirdiğini savunacak bilgiye sahip olmayan, karşı argüman üretmeyen, bedel ödemeyen bir saldırganlık söz konusudur. Bu nedenle bu videolar ne radikaldir ne de dönüştürücüdür. Sadece ucuzdur. Ve ucuz olan şey, uzun vadede ciddiye alınmaz.
Namazla dalga geçerek “farklı” olduğunu düşünenler, aslında dijital kültürün en sıradan figürleridir. Aynı dili konuşur, aynı jestleri tekrar eder, aynı tepkileri kışkırtırlar. Birey olduklarını sanırken algoritmanın kuklası haline gelirler. Düşünce üretmezler; sadece gürültü çıkarırlar.
Toplumların kutsalları, birkaç viral video ile yıkılmaz. Ancak bu tür içerikler, üreticilerinin entelektüel sınırlarını açıkça ifşa eder. Eleştiri yapmak isteyen buyursun; okusun, düşünsün, yazsın. Ama kutsalla alay ederek görünürlük devşiren herkes şunu bilmelidir: Bu bir “tavır” değil, düşünce eksikliğidir. Ve düşünce eksikliği, eninde sonunda susar.
Bu nedenle mesele “bir daha yapmasınlar” çağrısı değildir. Mesele şudur: Bu tür içerikler, toplumsal hafızada saygınlık değil, yalnızca geçici bir utanç izi bırakır. Anlamla kavga edenler, daima anlamın altında ezilir.













