Ankara’nın o meşhur, biraz ürkütücü ama bir o kadar da kaçınılmaz köşesi… Musalla taşı.
İtiraf edelim, yanından geçerken bile hafif bir ‘eyvah’ hissi yaratır insanda. Sanki oracıkta durup hepimize hayatın o kaçınılmaz sonunu fısıldar. Ama gelin görün ki, bu ciddi ve hüzünlü atmosferin içinde bile, insanoğlunun o bitmek bilmeyen komik halleri, ufak tefek trajikomik anıları filizleniverir.
Şimdi yanlış anlaşılmasın, kimsenin acısıyla dalga geçmek gibi bir niyetim yok haşa. Lakin hayatın kendisi öyle bir garip denge ki, en hüzünlü anların bile kıyısında köşesinde, insanın dudaklarını hafifçe kıvıran, içten bir ‘pes doğrusu’ dedirten olaylar yaşanabiliyor. Musalla taşı da bu duruma zaman zaman şahitlik etmiştir, eminim.
Mesela, düşünüyorum da… Cenaze namazı kılınırken, arkada saf tutmuş cemaatin arasında, en ön sıradaki teyzenin telefonunun o en ‘neşeli’ zil sesiyle çalması… Sanki hayat, ‘durun daha bitmedi, eğlence devam ediyor’ der gibi. Ya da tam hoca efendi ‘er kişi niyetine’ derken, arkadan bir çocuğun ‘anne, er kişi ne demek?’ diye sorması… O anki sessizlik ve ardından yayılan hafif tebessüm, musalla taşının o ciddi atmosferini bir anlığına olsun yumuşatır.
Daha ‘profesyonel’ komiklikler de yaşanmıştır eminim o civarlarda. Vasiyetinde ‘beni en sevdiğim takımın formasıyla uğurlayın’ diyen bir amcamızın, son anda akrabalar arasında ‘orijinal miydi, çakma mıydı?’ tartışmasına yol açması… Ya da cenaze arabasının arkasından koşarak yetişmeye çalışan ve ‘eyvah, anahtarı evde unuttum!’ diye bağıran telaşlı bir yakının yarattığı o kısa süreli panik…
Elbette, musalla taşı ciddi bir yerdir. Kayıplarımızın acısını derinden hissettiğimiz, sevdiklerimize veda ettiğimiz hüzünlü bir duraktır. Ancak insanoğlunun doğasında var olan o hayata tutunma çabası, en karanlık anlarda bile kendini bir şekilde belli eder. Belki de bu küçük komiklikler, acımızı hafifletmek, hayata dair umudumuzu tazelemek için minik birer nefes alma molasıdır.
Sonuç olarak, musalla taşı belki de hayatın o acımasız gerçeğiyle yüzleştiğimiz yerdir. Ama aynı zamanda, insanoğlunun o tuhaf, komik ve bir o kadar da dayanıklı doğasının da bir yansımasıdır. Belki de hayat, tam da böyle bir denge üzerine kuruludur: hüzün ve neşe, ciddiyet ve komedi yan yana yürür durur. Musalla taşı da, bu tuhaf yürüyüşün sessiz ama manidar bir şahididir. Unutmayalım ki, en ciddi anlarda bile içten bir tebessüme yer açmak, hayata biraz daha insancıl bir gözle bakmamızı sağlar. Rahmetli de eminim ‘ah şu halleriniz’ diye içinden gülmüştür.













