Bazı insanlar vardır; yanınızdan geçip gitmezler. Bir söz bırakırlar geride, bir bakış, bir koku… Bazen de bir çiçek.
Şems-i Tebrizî ile Kimya Hatun’un hikâyesini düşündüğümde aklıma hep böyle bir çiçek gelir.
Rivayet edilir ki Şems, uzaklara gittiği bir vakit Kimya Hatun’a Mekke’den bir çiçek getirmiştir. Kim bilir, gerçekten elinde bir çiçek var mıydı? Yoksa Şems’in getirdiği şey, mesafelerin taşıyamayacağı bir hatıranın kendisi miydi?
Çünkü bazı çiçekler topraktan değil, hasretten açar.
Kimya Hatun için Şems yalnızca bir insan değildi belki. Onun yanında, insanın kendi içindeki sessizliği duyduğu, kendine başka türlü baktığı bir kapıydı.
Şems ise gezgin bir dervişti; yolu uzun, gönlü uzaklara çağrılıydı. Fakat insan bazen dünyayı dolaşırken bile bir kalbin kapısında durabilir.
Mekke’den gelen o çiçeği düşündüğümde, Kimya’nın onu avuçlarının arasına aldığını hayal ediyorum.
Belki önce kokladı.
Sonra gözlerini kapattı.
Ve Şems’e sordu:
“Bunu benim için mi getirdin?”
Şems belki gülümsedi.
“Çiçek senin için değil, Kimya,” dedi. “Sana Mekke’nin kokusunu getirsin diye.”
Çünkü aşk bazen sevdiğine kendinden bir parça vermek değildir.
Sevdiğine, kendi yokluğunda bile seni hatırlatacak bir şey bırakmaktır.
Bir çiçek kadar küçük bir şey…
Ama içine koca bir yolculuk sığar.
Mekke’nin toprağı, uzak yollar, kervanların ayak izleri, gecenin sessizliği ve bir dervişin kalbinde taşıdığı bir hatıra…
Kimya Hatun’un elinde ise artık yalnızca bir çiçek yoktur.
Şems’in dönüşünü bekleyen bir kalp vardır.
Belki de bu yüzden bazı çiçekler hiç solmaz.
Kurur, rengi değişir, yaprakları dökülür ama hatırası kalır.
Tıpkı bazı insanların hayatımızdan çıkıp da içimizden hiç çıkmaması gibi…
Şems gittiğinde geride yalnızca bir yokluk bırakmadı belki.
Kimya’nın kalbinde bir Mekke çiçeği bıraktı.
Ve o çiçek bize bugün bile şunu fısıldıyor:
Gerçek sevgi, yanında olmakla değil; uzaktayken bile kalbinin içinde bir güzellik bırakmakla anlaşılır.
Bazı insanlar gelir…
Bir çiçek bırakır…
Sonra gider.
Ama sen o çiçeğin kokusunu yıllarca taşırsın.
Çünkü çiçek çoktan solmuştur belki.
Fakat aşk hâlâ kokmaktadır.











