Hayatın akışı içinde zaman zaman hepimiz eksik, yorgun ya da yetersiz hissettiğimiz anlar yaşarız. Bu çok insani, hatta bizi geliştiren doğal bir duygudur. Ancak bazı insanlar için bu his, geçici bir misafir değil, benliklerini tehdit eden ezici bir gölgedir. İçsel dünyalarındaki bu boşluğu ve değersizlik korkusunu dış dünyaya karşı gizlemek adına öyle büyük bir çaba harcarlar ki, bu durum zamanla karmaşık bir savunma mekanizmasına dönüşür. Onların bu sessiz mücadelesini anlamak, yargılamak yerine şefkatle yaklaşabilmek için önce taktıkları maskelerin arkasındakini görmek gerekir.
Yetersizlik duygusunu kamufle etmeye çalışan bireylerin en belirgin özelliklerinden biri, aşırı mükemmeliyetçiliktir. Onlar için hata yapmak bir gelişim fırsatı değil, kimliklerinin un ufak olması demektir. Bu yüzden sıradan bir işi bile kusursuz yapma baskısıyla kendilerini tüketirler. En küçük bir kusur, gizlemeye çalıştıkları o büyük eksikliğin ortaya çıkacağı korkusunu tetikler. Oysa hayatın güzelliği zaten kusurlarımızda saklıdır; bunu fark edemedikleri için sürekli gergin bir ip üstünde yürüyor gibi yaşarlar.
Bu ruh halinin bir diğer yansıması da savunmacı tutumlar ve eleştiriye tahammülsüzlüktür. İçten alta kendilerini yetersiz bulan bu insanlar, dışarıdan gelebilecek en ufak bir uyarıyı ya da yapıcı eleştiriyi kişisel bir saldırı olarak algılarlar. Çünkü eleştirilmek, onların sığındığı kalenin duvarlarını sarsar. Bu yüzden hatalarını kabul etmek yerine konuyu saptırma, suçlama veya her koşulda haklı çıkma çabasına girerler. Bu durum, aslında kırılgan kalplerini koruma altına alma refleksinden başka bir şey değildir.
Öte yandan, bazıları bu açığı kapatmak için sürekli bir başarı ve onay arayışı içine girer. Aldıkları övgüler, kazandıkları unvanlar ya da sergiledikleri güçlü duruş, onlara anlık bir rahatlama sağlasa da içerideki boşluğu doldurmaya yetmez. Başkalarının takdiriyle ayakta durmaya çalıştıkları için, onay görmedikleri anlarda büyük bir çöküş yaşarlar. Oldukları gibi kabul görmekten korktukları sürece, hep birileri için “değerli” olmak zorunda hissederler.
İşte bu noktada, onlara uzatabileceğimiz en güzel el, anlayış ve koşulsuz kabuldür. Yetersizliğini saklamaya çalışan insanları eleştirmek ya da açığını yakalamak yerine, “Olduğun gibi de değerlisin” mesajını verebilmek hayat kurtarıcı olabilir. İnsan, ancak yargılanmayacağını bildiği yerde maskesini indirebilir. Belki de hepimizin en çok ihtiyaç duyduğu şey, mükemmel olmak zorunda olmadığını bilmenin o hafifletici huzurudur.













