Modern insanın en büyük paradokslarından biri, hafta sonu kendini dinlenmeye adarken, kendini bir anda market reyonlarında bulmasıdır.
Marketler, sadece alışveriş yapılan yerler değil, aynı zamanda insanın sabrını, strateji yeteneğini ve hayata karşı duruşunu test eden arenalardır.
Bakın, domates reyonundaki teyzelere… Her biri, hayatında en iyi domatesi seçmek için saatlerce uğraşır. Sanki o domates, dünyanın kaderini belirleyecekmiş gibi. Domatesi eline alır, koklar, sıkar ve sonra arkasındaki teyzenin sabrını sınar. Onlar için bu bir alışveriş değil, bir sanattır.
Ancak bu sanat, bazen bir savaşa dönüşebilir. Reyonların ortasında durup, adeta bir bariyer gibi hareket eden, ne sağa ne sola çekilmeyen insanlarımız vardır. Siz, bir paket makarna almak için onlardan izin beklerken, o kişi sanki dünyanın en önemli felsefi sorusunu çözüyormuş gibi düşünür. “Acaba bu yoğurt, geçen hafta aldığım yoğurttan daha mı ekşi?” sorusunun cevabı, bir dakikada bulunmaz. Siz ise, o sırada yoğurt reyonunun köşesinden makarnaya uzanmak için akrobatik hareketler yapmak zorunda kalırsınız.
Kasanın önü ise başlı başına bir dramadır. Herkesin elinde en hızlı ödeme yapma savaşını başlatan kredi kartları vardır. Yaşlı bir amca, cüzdanını bulmaya çalışırken, arkadaki genç sabırsızca ayaklarını yere vurur. Komik olanı, bu durumun herkesin başına gelmesi ama kimsenin ders almamasıdır.
Evet, marketler sadece raflardan ibaret değil. Hayatın tüm karmaşıklığını, tüm komedisini ve tüm trajedisini bir arada yaşatan yerlerdir. Bazen bir domates için, bazen de bir kasa sırası için verilen mücadeleler… İşte bu mücadeleler, bizim o modern hayat denen oyundaki küçük kahramanlıklarımızdır.













