Kardeşim, bu zincir marketlerde çalışmak var ya, insan sarrafı değil; direkt “insan profesörü” eder adamı. Hele bir de Ankara’daysan, gelen müşterinin profili bile bir başkadır. Bizim Angaralı müşteri öyle İstanbul’daki gibi, “Aa kasada fiyat farklı çıktı, iptal edebilir misiniz rica etsem?” demez. Bizimki direkt olaya, “Hayırdır gardaşım, sen bizi mi ayakta uyutuyorsun?” cümlesiyle bodoslama dalar.
Geçen gün yaşlıca bir dayı yanaştı reyonun yanına; elinde bir paket çay. Etikette yazıyor 120 lira, kasadan geçiyor 135 lira. Dayı kasada parayı uzatırken ekrana bir baktı, gözler açıldı, kaşlar çatıldı.
-La bebe, bu ne?
-Dayı çay işte, ne olacak?
-Oğlum çayın çay olduğunu ben de biliyom, bu fiyat ne la? Orada 120 yazıyor, sen burada 135 basıyorsun!
-Dayı valla merkeze sistem güncellemesi geldi. Etiket yetişmedi, haklısın…
Dayı şöyle bir durdu, tesbihini çekerken hafifçe öne doğru eğildi:
-Bana bak la… Merkez dediğin yer neresi? İstanbul mu? Onlar oradan tuşa basacak diye, biz burada fazla para mı vereceğiz? Getir oradan bölge sorumlunu; o da bilmiyorsa, çağır o dükkanın sahibini!
Gardaşım, dükkan dediğin devasa zincir market! Sahibini çağırsan, adama jet tutman lazım! Ama Angaralı dayıya bunu anlatamazsın. Dayım için o dükkanın sahibi, mahalledeki bakkal Nuri Efendi gibi bir şey. “Ara gelsin, iki muhabbet edek, helalleşek” kafasında.
Arkadaki teyze de durur mu? O da hemen dâhil oldu mevzuya:
-Valla doğru söylüyor oğlum, dün de patatesin kilosu farklıydı. Zaten bu kasadaki çipinize de güvenmiyom ben, geçen karttan iki kere çekmişsiniz gibi geldi bana.
-Teyzem yok, gözünü seveyim! Sistem otomatik çekiyor, makine yanlış yapmaz.
-La bırak makineyi falan! diye girdi yine dayı araya.
-Makine dediğin kimin elinde? İnsanın elinde! Sen bana ordan farkı nakit ver, gerisine karışma!
En son dayıya aradaki 15 lirayı anlatana kadar akla karayı seçtik. Etiketi gösterdik, sistemi gösterdik. En son “Dayı çay bizden olsun, gel içeride bir bardak demli içelim” dedik de adamın ateşi öyle söndü.
Diyeceğim o ki gardaşım; Ankara’da marketçilik yapmak, sadece raf dizip kasa kesmek değildir. Ankara’da marketçilik; gergini yatıştırma sanatı, dayıların gönlünü alma diplomasisi ve “La bir durun, sistem kilitlendi” cümlesini en sakin tonla söyleyebilme becerisidir!













