Teknolojinin her alanımızı kuşattığı günümüzde, ne yazık ki birbirimize olan yakınlığımız giderek azalıyor. Aynı apartmanda yıllarca yaşayan insanlar, birbirlerinin ismini bile bilmeden yaşamlarını sürdürebiliyorlar.
Oysa komşuluk, sadece yan dairede oturan kişilerle kurulan bir ilişki değil; toplumun temelini oluşturan önemli bir değerdir.
Geçmişte komşular, sevinçleri ve üzüntüleri paylaşan, ihtiyaç anında birbirine koşan insanlar olarak görülürdü. Bir tabak yemek paylaşmak, hastalanan komşusunun kapısını çalmak ya da çocuklara birlikte göz kulak olmak hayatın doğal bir parçasıydı. Bu dayanışma, insanların kendilerini daha güvende ve daha mutlu hissetmelerini sağlardı.
Günümüzde yoğun iş temposu, şehir yaşamının getirdiği koşuşturma ve bireyselleşme, komşuluk ilişkilerini zayıflatmış olsa da tamamen koparmış değildir. Küçük bir selam, içten bir gülümseme ya da ihtiyaç anında uzatılan bir yardım eli, güçlü komşuluk bağlarının yeniden kurulmasına vesile olabilir.
Unutmamalıyız ki iyi bir komşu, zor zamanlarda en yakın akrabadan bile önce yanımızda olabilir. Toplum olarak daha huzurlu, daha güvenli ve daha dayanışmacı bir yaşam sürmek istiyorsak komşuluk ilişkilerimizi canlı tutmalı, birbirimize karşı duyarlı olmalıyız.
Çünkü komşuluk sadece aynı apartmanda yaşamak değil, aynı insanlığı paylaşmaktır.













