Dünya, “Akıllı Şehirler” kurma hayaliyle yanıp tutuşuyor. Türkiye de bu trendin gerisinde kalmak istemiyor ve büyük bütçelerle projeler açıklıyor.
Ancak bu projelerin önündeki en büyük, en komik ve en yerel engel, maalesef ki Türk vatandaşının ‘kural sevmeyen’ genetik kodudur. Bir şehir, ne kadar akıllı kameralarla, yapay zekâlı trafik sistemleriyle donatılırsa donatılsın; eğer vatandaş kırmızı ışığı “tavsiye”, trafik şeridini ise “kişisel park alanı” olarak görüyorsa, o şehir asla akıllanmaz.
Sabah trafiğinde, Akıllı Şehir’in algoritmaları “trafiği optimize etmeye” çalışırken, vatandaşımız üçüncü şeritten makas atarak, tüm algoritmayı 15 saniyede çökertir. Akıllı Şehirler, teknolojik donanımdan önce, toplumsal liyakat ve kurala saygı gibi basit yazılımlara ihtiyaç duyar. Aksi takdirde, tüm o milyar dolarlık sensörler ve yapay zekâ, sadece “kural tanımayan bir toplumun komik kroniklerini” kaydetmeye yarayacaktır.













