Bazen kendi kendime düşünüyorum. Neden bazı insanlar yaptıkları haksızlıkların, kötülüklerin karşılığını hiç ödemeyecekmiş gibi yaşıyor? Neden kalp kıranlar yoluna devam ederken, kırılan kalpler sessizce acısını içine gömüyor?
Sonra içimde bir ses bana sesleniyor: “Acele etme. Sabret, Bekle ve gör” Çünkü ilahi adalet, insanın beklediği vakitte değil, hikmetin gerektirdiği zamanda yani süreç olgunlaşınca tecelli eder. Bugün görünmeyen hesap, yarın hiç umulmadık bir şekilde insanın karşısına çıkabilir. Allah geciktirir ama asla unutmaz.
Toplumda sıkça söylenen “Kimsenin ahı kimsede kalmaz.” sözü, yalnızca bir teselli değildir. Bu söz, hayatın değişmeyen hakikatlerinden biridir. İnsan başkalarından kaçabilir, hatalarını gizleyebilir; fakat ne vicdanından ne de ilahi adaletten kaçabilir. Eskiden yapılan haksızlıkların hesabını insanlardan beklerdim. Bir özür, bir pişmanlık ya da hakikati kabul eden birkaç kelime… Zamanla anladım ki herkes, kendi amelinin gölgesinde yaşarmış. İnsan, başkasına attığı her adımın izini eninde sonunda kendi yolunda görürmüş.
Tasavvuf, başkalarının kusurlarını saymayı değil, kendi nefsiyle hesaplaşmayı öğretir. Çünkü nefis, kendini haklı göstermekte ustadır. Vicdan ise insanı sessizce hakikate çağırır. Asıl muhasebe, başkasının yanlışlarını görmek değil, kendi kalbini sorgulayabilmektir.
Ah almak yalnızca büyük zulümlerle olmaz. Bazen küçümseyen bir söz, tutulmayan bir vaat, hiçe sayılan bir emek, verilen umutlar, ya da kırılan bir gönül de insanın omuzlarına ağır bir vebal yükler. Kırılan kalbin sesi insanlara ulaşmasa da Allah’a ulaşır. Bu yüzden artık kimsenin hesabını tutmaya çalışmıyorum. Kendime şu soruları soruyorum: Ben kimi incittim? Ben farkında olmadan kimin gönlünü kırdım? Benim sözüm kimin yüreğinde iz bıraktı? Kime ne yanlış yaptım? Çünkü gerçek kişisel gelişim, yalnızca başarılı olmak değildir. İnsanın öfkesini terbiye etmesi, nefsini dizginlemesi, emanete sahip çıkması ve kimsenin hakkına girmeden yaşayabilmesidir. En büyük kazanç da ardında beddua değil, hayır duası bırakabilmektir.
Tasavvuf bize intikamı değil, teslimiyeti öğretir. Bu, haksızlığa boyun eğmek anlamına gelmez. Hakkı savunurken bile kalbi kine teslim etmemektir. Hesabı Allah’a bırakabilmektir. Çünkü kulun adaleti sınırlıdır; ilahi adalet ise şaşmaz.
Bugün geriye dönüp baktığımda bana yapılanlardan çok, benim yaptıklarımı düşünüyorum. Çünkü biliyorum ki her amel sahibine döner. İyilik de döner, kötülük de… Dua da döner, ah da…
İnsan eninde sonunda ektiğini biçer. İlahi adalet acele etmez; fakat asla ihmal de etmez. Bu yüzden en güvenli yol, kalp kırmaktan sakınmak, hakkı gözetmek ve temiz bir vicdanla yaşamaktır.
Kimsenin ahı kimsede kalmaz.
Çünkü her amel, er ya da geç sahibine döner.












