Biz insanlar kendi içinde bulunduğumuz her türlü duygu, durum, düşünce ve eylem ne ise kendi şartlarımıza göre olayları ve kişileri değerlendiriyoruz. Çoğu zaman başkaları tarafından anlaşılamadığımızı yada anlaşılamadığımız gibi anlamadığımız vurgulanarak yaftalanırız.
Birey olarak karşı taraftan beklediğimiz doğru algı ile anlaşılabilme güdüsü taşımamız olağandır. Cinsiyet, tecrübe, zeka, maddiyat, eğitim, kültür, genetik dahi bu beklentilerimizin oluşmasında etkili olduğunu düşünmekteyim. Diyeceksiniz ki ne alakası var? Cinsiyeti baz alırsak; bir kadın ve bir erkek, en basitinden farklı biyolojik yapılara sahip olduğundan, farklı bir ruh hali ve duygu durum haline girerek bir erkek tarafından doğru analiz edilerek doğru algılanmayı bekleyebilir. Kadın anaçtır, yapıcıdır, toparlayıcı ve bütünleştiricidir, naiftir bir o kadar da bir erkekten beklenilenin aksine daha cesur ve daha güçlüdür. Vizyon ve misyon sahibidir ve bir erkeğe göre kadın daha estetiktir. Kadın erkek ilişkisinde beyin yapılarının fiziksel ve biyolojik yapısı olarak ebatı daha küçük olmasına rağmen daha kıvrak zekaya sahiptir. Empati kurmaya çalışan ve çok zeki olduğunu zanneden bir erkek her ne kadar “empati kurabiliyorum, kadınları çok iyi tanıyorum, anlıyorum, ben kadınları anlamak için kendime adet sancısı bile verdirdim!” dese dahi asla bir kadını tam olarak hissedemez anlayamaz. Bu kanıtlanmış bir gerçektir. Kaldı ki kadının kendi şartlarında düşünmeye çabalasa dahi bu böyledir. Bir kadın ise bir erkeği birebire yakın bir şekilde anlar aslında. Erkeği yetiştiren kadın olduğundan doğuştan gelen dürtüsel güdülerle ilerleyen anaç kadın erkeğin ruhunun analizini daha kolay yapar. Erkeğin serzenişi bu yüzdendir, anlaşıldığını idrak edememesindendir. “Bir kadın, bir erkeğe bir soru soruyorsa, kadın onun cevabını kesinlikle biliyordur” denir ya, bu yüzdendir. Bir kadın hemcinsini daha iyi anlar ve kimi zaman yargılar, kimi zaman kıskanır, kimi zaman destekler, kimi zamansa farklılıkları kabul eder. Kadın kadının iç dünyasını hisseder, daha kolay mantık oluşturur. Bu durum, erkek için de geçerli olduğundan kendi hemcinsini doğru algılaması açısından paraleldir.
Bazen insan zaman içerisinde tecrübe kazandıkça, yaşanılanlardan olumlu yada olumsuz ders çıkarabiliyorsa ve zekası doğrultusunda empati kurabiliyorsa, yerine ve duruma göre farkındalığının farkında oluşunun farkına varabiliyorsa eğer; öfke kontrolü yapabilir, daha sağlıklı düşünebilir ve krizi fırsata çevirecek hamleler yaparak ilişkisini kurtarabilir. Karşısındaki insanın cinsi, yaşı, mesleği, kültürü, eğitimi, tecrübesi ne olursa olsun bilinçaltı kodlaması yaparak ikna edebilir. O anki durumu kurtarabildiği gibi, ilerleyen zaman içerisindeki oluşacak iletişimine yatırım yapabilir. Zekasını hangi yönde kullandığı bu noktada belli olur. İletişimde olduğu insanı kendi şartlarında değil, karşı tarafın koşullarına göre değerlendirip analiz yaparsa daha uzun süreli ve sağlıklı birliktelik kurabilir.
Tarihi bir olayı günümüz şartlarıyla değerlendirme hatasını yapmak gibi bir gaflettir aslında. Nasıl ki o döneme göre değerlendirmek gerekiyorsa, insan ilişkilerinde de yorum yapmadan önce, eğer tanıyorsak, yakınımızsa, kişinin ruh hali ve yaşadıklarına göre, daha önceki travmaları göz alınarak görüşme sürdürülmeli, tartışmadaysanız belden aşağı çirkince vurmak yerine kişinin karakter ve kişiliğine saygı duyarak, rencide etmeden, kendi kalitenizi ortaya koyarak değerlendirme yapmalısınız. Şöyle derler ya hani “benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan geç. Benim takıldığım taşlara takıl, yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gittiğim gibi; anca o zaman beni yargılayabilirsin” .. Yani acısı acınıza, tecrübesi tecrübenize denk olmalıdır.
Sonuç olarak insan anlama sanatını yapmak biraz da kendi irade ve inisiyatifimizdedir aslında. Anlaşılabilmek için önce anlamak gerekir. Önce kendimizden başlayarak, içimizdeki çabamızı karşı tarafa yansıtarak anlaşılmayı bekleyebiliriz. Aynalık yaparak, aynanın ta kendisi olarak gördüğünü görmeye çalışarak bağlarımızı güçlendirebiliriz. Herkes herkesin aynasıdır. Karşısında kendisini görür. Anlayabilmek için kendi şartlarında düşünmeyi, bu şekilde bırakarak, bakmak ve görmek arasındaki anlam ve mana derinliğinde olduğu gibi bakış açımızı değiştirdiğimizde mutlu olur, karşı tarafı da mutlu ederiz.













