Tarih birçok devrim gördü. Kimisi kağıt üzerinde kaldı, kimisi halkın yüreğine kazındı. Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük devrimlerden biri ise ne yazık ki üstü örtülmüş bir hazine gibi: Köy Enstitüleri.
Bugün hâlâ yaşatılıyor olsaydı, inanın bana, bu ülke bilimde, sanatta, tarımda, ekonomide dünya liderlerinden biri olabilirdi. Ama ne olduysa oldu; kapattık, unuttuk, sustuk.
Köy Enstitüleri’nin temeli bana göre sosyalizmdir. Halkçılık, üretim, eşitlik, kamucu anlayış… Tüm bunlar en saf haliyle vardı bu sistemde. Belki de bu yüzden 1954’te Demokrat Parti tarafından kapatıldı. Çünkü halk uyanıyordu, sorguluyordu, öğreniyordu. Bu da birilerini rahatsız etti.
Sistemin özünde, devletin halkına sahip çıktığı, eğitimle toprağı iç içe geçirdiği bir anlayış vardı. Kendi bahçesi, tarlası, marangozhanesi, arı kovanı olan okullar… Düşünebiliyor musunuz? Kitapla çapanın, şiirle sabanın aynı çatı altında olduğu bir eğitim.
1940’ta, İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanlığında, Hasan Âli Yücel’in ve büyük eğitim devrimcisi İsmail Hakkı Tonguç’un omuz omuza verdiği bu proje hayata geçti. Amaç basitti: Halk okusun, üretsin, bilinçlensin.
Zor muydu? Elbette. Ama imkânsız değildi. Çünkü inanmışlardı. Çünkü cumhuriyet yalnızca şehirde değil, köyde de kökleşmeliydi.
Ve öyle de oldu.
Altı yılda:
- 15 bin dönüm arazi tarıma kazandırıldı.
- 12 elektrik santrali kuruldu.
- 210 öğretmenevi, 150 büyük inşaat yapıldı.
- 100 km yol, 20 uygulamalı okul tamamlandı.
Ama halk öğrenince ağalar, şeyhler, çıkar odakları huzursuzlandı. Köylü artık biat etmiyordu, sorguluyordu.
Ve düzenin sahipleri, düğmeye bastı.
1954’te bu aydınlık kapatıldı.
Uğur Mumcu’nun o sarsıcı sözü gelir aklıma hep:
“Bu ülkenin hiçbir zaman C planı olmadı. Bu ülkede daima ABD planları devreye sokuldu.”
O yüzden unutmuyorum.
Unutamıyorum.
Bugün, yeniden o ruha ihtiyacımız var. Tüketen değil üreten bir toplum olmak istiyorsak; bilgiyle yoğrulmuş, toprağa basan nesiller yetiştirmek istiyorsak, köy enstitülerini yeniden düşünmeliyiz.
Çünkü bu toprakların sesiyle yoğrulmuştu o okullar. Çünkü…
“Köylü, milletin efendisidir.”
Bu ülkenin unuttuğu her değeri hatırlatma borcumuz var.
Ve ben bu borcu yazıyla ödemeye devam edeceğim.













