La bebe, dün bizim Karanfil Sokak’tan aşağı salına salına iniyorum. Hani sokağın başında her daim bir bağlama sesi, ortasında kestaneci, kenarlarda da simit kırıntısı kovalayan güvercinler olur ya… İşte tam o curcunanın ortasında bir baktım; bir sokak kedisi, kestane tezgâhının hemen altındaki tabureye geçmiş, gözleri yarı kapalı, gelene geçene süzerek bakıyor.
La, yemin ediyorum, kedi sanki mahalle muhtarı! Önünden geçen üniversiteli bebelere öyle bir bakış atıyor ki, sanırsın “Mazeret sınavından kaç aldın la sen?” diye hesap soracak. Yanına yaklaştım, “Ne var la, ne bakıyon gubuz gubuz?” dedim; kedi bir miyavladı, sanırsın bana “Bas git la işine, gündem yoğun zaten.” diyor! Karanfil’deki o samimi havayı geride bırakıp Tunalı Caddesi’ne doğru yollanayım dedim. La, Kuğulu Park’ın oraya bir vardım ki, bambaşka bir âlem! Bir yanda elinde buzlu kahvesiyle gözlüklerini burnunun ucuna düşürmüş, sanırsın dünyayı kendisi yönetiyormuş gibi kasılan bebeler; diğer yanda parkın ortasında banka kurulmuş, gazetesini katlayıp “Ulus’un esnafı bitmiş la, bebe.” diye siyasetin dibine vuran emekli dayılar. İki metre mesafede iki ayrı gezegen var vallah!
Tam o sırada caddeden modifiyeli bir Şahin geçti. Egzozdan bir patlama sesi geldi ki, caddede kahve içen sosyete bebeleri “Eyvah, saldırı var!” diye masaların altına saklanacaktı az daha. Arabadan dışarı kafayı çıkaran sürücü bebe de “Korkmayın la, tüpün ayarı kaçmış!” diye bağırmaz mı! Gülmekten Tunalı’nın ortasındaki kaldırım taşına çöküp kaldım. La, bu şehirde her gün ayrı bir absürt komedi filmi çekiliyor da figüranların haberi yok!
Şu memleketin gündemi, hayat telaşı, geçim derdi derken valla insan kafayı sıyırmamak için gülmek zorunda kalıyor. Ama biz Angaralılar pratik adamlarız la; hüznü de mizaha vururuz, stresi de bir bardak çayla, iki lafın belini kırarak dağıtırız. Kimsenin gıybetine girmeden, kimsenin kuralını çiğnemeden, kendi yağımızda kavrularak gülmeye devam ederiz.












