Merhaba Değerli Okurlar; Sizlere beni sosyoloji eğitimi almaya yönelten nedenlerden kısaca bahsetmek istiyorum. Aynı zamanda özellikle genç kardeşlerime de sosyoloji eğitimi almalarını içtenlikle tavsiye ediyorum.
Daha önce Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dış Ticaret Bölümü ile Eskişehir Anadolu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü’nden mezun olmama rağmen, evli ve iki çocuk annesi olarak 34 yaşında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde eğitim almaya karar verdim. Bu kararın ardında yalnızca toplumu anlama isteği yoktu. Her şey, eşimle daha sağlıklı bir iletişim kurabilme ve çocuklarımı daha bilinçli yetiştiren, farkındalığı yüksek bir anne olma arzusu ile başladı.
Bununla birlikte yapım gereği hayatı, toplumu, dini ve kuantum düşünceyi sürekli sorgulayan bir insan oldum. İnsan, evren ve yaşam arasındaki görünmeyen bağları anlamaya yönelik merakım, zamanla beni daha derin sorular sormaya yöneltti. İşte sosyoloji eğitimi alma isteğim de bu sorgulama yolculuğunun doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı.
İnanıyorum ki insan, önce kendi farkındalığını keşfetmelidir. Çünkü gerçek değişim içeriden başlar. Tıpkı yumurtadan çıkan bir civciv ya da kozadan çıkan bir kelebek gibi… Benim için de sosyoloji, iç dünyamda başlayan bu dönüşümün önemli bir parçası oldu.
Hayatı sorgulamak, insanları anlamaya çalışmak ve çocukluğumdan beri sürdürdüğüm gözlemlerim, yıllarca içimde saklı kalan yönlerimi ortaya çıkardı. İnsanların neden sevdiklerini, neden kırıldıklarını, aynı olay karşısında neden farklı tepkiler verdiklerini hep merak ettim. Sosyoloji eğitimi, bu sorulara daha geniş ve sistematik bir perspektiften bakabilmemi sağladı.
Benim sorularım çoğu zaman bireysel olayların ötesine geçiyordu. İlişkilerin, aidiyet duygusunun, yalnızlığın, değerin ve insan davranışlarının arkasındaki görünmeyen yapıları anlamaya çalışıyordum. Bir insanla sohbet ederken yalnızca söylediklerini değil; çoğu zaman çocukluğunun izlerini, yaşadığı deneyimlerin etkilerini ve içinde bulunduğu toplumsal koşulları da görmeye çalışıyordum.
Sosyoloji bana önemli bir farkındalık kazandırdı: Yaşadığımız birçok şey yalnızca kişisel hikâyemizden ibaret değildir. Aşkın, aile ilişkilerinin, kadınlığın, dostluğun, kültürün, sınıfın ve hatta acının bile toplumsal bir bağlamı vardır. İnsanların hayatlarını şekillendiren görünmez kuralları ve yapıları görmek istedim.
Beni en çok etkileyen şey ise bireysel sandığımız pek çok duygunun aslında ortak bir insanlık deneyiminin parçası olduğunu fark etmemdi. Bir kişinin neden sustuğunu, neden gittiğini ya da neden kaldığını anlamaya çalışırken, aslında toplumun nasıl işlediğini anlamaya yöneldiğimi gördüm.
Bu nedenle sosyoloji benim için yalnızca bir üniversite bölümü değil, dünyaya bakış açımı değiştiren güçlü bir mercek oldu. Dünya görüşüm, sosyoloji eğitimi almaya başladıktan sonra önemli ölçüde değişti. İnsanlar artık benim için yalnızca bireylerden ibaret değildi; tarihleri, kültürleri, sınıfsal konumları, yaşam deneyimleri ve kurdukları ilişkilerle anlam kazanan toplumsal varlıklar hâline geldi.
Sosyoloji, insan toplumlarını, sosyal yapıları, kurumları ve insanlar arasındaki etkileşimleri sistematik olarak inceleyen bir bilim dalıdır. Aileden eğitime, ekonomiden dine, hukuktan siyasete kadar insan yaşamını etkileyen tüm toplumsal alanları anlamaya çalışır. Toplumsal eşitsizlikler, göç, kentleşme, kültürel değişim, kimlik oluşumu, yabancılaşma ve toplumsal sorunlar gibi pek çok konu sosyolojinin ilgi alanına girer. Bu yönüyle bireylerin yalnızca kendi yaşamlarına değil, içinde bulundukları topluma da daha bilinçli ve eleştirel bir gözle bakmalarını sağlar.
Özetle, beni sosyolojiye yönelten temel soru “İnsan nedir?” sorusundan çok, “İnsanı insan yapan koşullar nelerdir?” sorusuydu. Bu süreçte yalnızca teorik bilgi edinmekle kalmadım; kendi yaşamımı, ailemi ve çevremi de adeta bir alan çalışması gibi gözlemleyerek sosyolojiyi deneyimlemeye çalıştım.
İnsanla ilgili olan her konu, bir yönüyle sosyolojinin inceleme alanına girer. Bu nedenle, ön sözde de ifade edildiği gibi; dil, din, ırk, cinsiyet, eğitim ve statü ayrımı gözetmeksizin yüz değerli ve farkındalık sahibi insanın aynı kitapta bir araya gelmesi, sosyolojinin en somut örneklerinden biridir.
Bana bu kıymetli çalışmada yer verdiğiniz için teşekkür eder, saygılarımı sunarım.












