İnsan-şeytan-öfke ve çocuk… “Gövden kadar değil, yüreğin kadar yer kaplarsın” demiş Yaşar Kemal. Peki biz bu dünyada ne kadar yer kaplıyoruz hiç düşündünüz mü?
Adını bile unuttuğum, yüzleri silikleşen öğrencilerim ve öğretmenlerim oldu fakat tek bir şeyi unutmadım bakışları ve bana hissettirdiklerini…
Bir rivayet anlatmak istiyorum. Bir gün şeytan oğluna dünyayı gezdirir ve eşyaları tanıtır.
Şunlar dağlar, şunlar denizler, şunlar karalar, şunlar ağaçlar derken insanı görürler.
Şeytanın oğlu heyecanla: “Bu ne” diye sorar;
“O insan ondan uzak dur!” der Şeytan.
“Onlar her şeyi yapar, sonra da bizim üstümüze atarlar”
Ey insan! Şeytanı bile oyunları ve öfkesi ile korkutan insan peki doğuştan mı kötüdür.
“İyi insan” ile “kötü insan” arasındaki çizgi aslında net ve keskin değildir aslında.
Philip George Zimbardo; bunların arasındaki çizgiyi geçirgendir, der. Ekonomik sistem, eğitim sitemi, yasal sistem, politikacılar, fanatiklik sistemleri tarafından yozlaştıkça zalime dönüşmeleri o çizgiyi geçme ihtiyaçları yükselir.
Gelelim kötülüğe ve öfkeye nörobiyolojik araştırmalar, kötülüğün genetik değil, maruz kalınan istismar olduğunu göstermiştir. Çocuklarımızı yetiştirirken somut nörolojik açıdan verdiğimiz zararları ve yararları görsek sanırım korkudan ne yapacağımızı şaşırırdık.
Çocukken aldığımız yaralarımız bizim hem en büyük zor yanımız hem de en büyük gücümüz olabilir. Dönüştürmek, kötülük ve öfke ile yaymak yerine sevgi ile onarmak elimizde. Nereden mi biliyorum :)
Öfke duygusu insani ve doğal herkesin içinde var olan bir duygudur. Mesele öfke mi bizi kontrol ediyor yoksa biz mi öfkeyi kontrol ediyoruz? Kontrol edemediğimizde öfke şiddet ile iş birliği yapar ve boyutlarını ön göremeyiz. Aslında öfkeli insanın içinde incinmiş bir gurur, hayal kırıklığı, beklentiler, intikam olabilir.
Öfkeden doğan şiddetin en acımasız mağdurları en başta çocuklar ve kadınlardır. Ne gariptir ki terbiye biçimi olarak toplumumuzda şiddet önerilir ve meşrulaştırılır. Çok iyi hatırlıyorum bir dönemin travması “anne terliği” diye meşrulaştırılarak reklamlaştırıldı bile.
Öfke konusunda insanları iki gruba ayırabiliriz. Yutucular ve patlayıcılar. Dinamit mi olmak isterdiniz yoksa sünger mi desem? Darbeleri önce sineye çekip sonra etrafa saçanlar yutuculardır. Patlayıcılar ise öfkelerini kontrol altında tutmayı, denetlemeyi, empati kurmayı, çözüm konusunda etkin metotları öğrenmeleri gerekmektedir. Yutucular; duygularını, haklarını, savunmayı, rahatsızlıklarını ifade etmeyi öğrenmeleri gerekmektedir.
Öfkeliyken ne yapmalıyız?
Öncelikle denetlemeli, gelip geçici bir süreç olduğunu bilmemiz gerekli. Bir kenara geçip öfkemize bakıp onunla konuşmalıyız.
Öfkemizi iyi tanıyıp bize neyi anlatmak istediğine bakmamız gerek. Neyin tetiklediği, bize ne mesaj vermek istediğini, duygularımızı ölçmeliyiz. Yaralarımızı bulup sevmeli ve nefesimiz ile ona güzel bir yön vermeliyiz.
Bu dünyada öfke ve kötülük bulutumuz ile var olmak yerine iyilik ve sevgi bulutumuz ile var olup dünyada böyle yer kaplamak bizim elimizde bazen.
Esen kalınız…













