Son zamanlarda, üniversite öğrencilerinin hocalarına ya da derslerine geçememelerinin sorumluluğunu nazara, büyüye ya da başka mistik etkilere atfettiklerini duyduğumda, bu durumun sadece kişisel bir inanç meselesi değil, aynı zamanda eğitim sistemimizin de ciddi bir yansıması olduğuna karar verdim.
Üstelik bu öğrenciler, bu tuhaf inançlara kapılan gençler, ülkenin en saygın kurumlarından biri olan ilahiyat fakültelerinde eğitim gören bireyler. Ve şu anda öğrendiğimiz şey, bu eğitimde meselenin bilimsel, akılcı ve çağdaş yaklaşım yerine, dinin bazen yanlış yorumlanan, eksik ya da yüzeysel bir yönüne hapsolmuş olması.
İlahiyat fakültelerinin temel amacı, dinin doğru anlaşılmasını sağlamak, İslam’ın öğretilerini modern dünyanın gereksinimlerine göre analiz etmek ve toplumla paylaşmaktır. Ancak, eğitim sisteminde atlanan ya da belki de kasıtlı olarak görmezden gelinen bir durum var: Dinî eğitimin içine girmiş olan pek çok popüler ve mistik düşüncenin, halk arasında doğru kabul edilen ama aslında bir bilimsel temele dayanmayan pek çok kanaatin yerleşmesine sebep olması.
Nazar ve büyü gibi konular, her ne kadar halk arasında geçmişten bugüne varlıklarını sürdüren inançlar olsa da, ilahiyat fakültelerinin öğrencilerinin bunlara dayanarak ders başarılarını açıklamaları, sadece eğitim sisteminin eksikliklerini değil, aynı zamanda bu alandaki öğretinin ne kadar dar bir perspektife sıkıştığını da gösteriyor. Üniversite öğrencisi olan bu gençlerin, hâlâ ‘büyü’ veya ‘nazar’ gibi olayların, bilimsel başarı ya da başarısızlıkları etkileyen faktörler olduğunu düşünmeleri, o fakültede verilen eğitimde ciddi bir eksiklik olduğunun bir göstergesidir.
İlahiyat eğitimi, dinî bilgilerin, akıl ve bilimle harmanlanarak verilmesi gereken bir süreçtir. Ne yazık ki, zaman zaman bu fakültelerde öğrenciler arasında, dini yorumlama biçimlerinde pek çok eksiklik gözlemleniyor. Birçok öğretim üyesi, çağdaş dünyadaki bilimsel gelişmeleri göz önünde bulundurmak yerine, geleneksel yaklaşımları savunarak öğrencilerini çağa ayak uyduramayacak bir şekilde yetiştirebiliyor. “Nazar” ve “büyü” gibi halk inançlarına dayalı bir zihniyetin, gençlerin eğitim sürecine dâhil olması, ancak çağdaş bir din anlayışının eksikliğiyle açıklanabilir. Eğitimde başarısızlıklar, bu tür mistik inanışlarla açıklanamaz; öğrencilere eksik rehberlik ve yeterli eleştirel düşünme becerisi kazandırmayan bir eğitim sisteminin sonucudur.
Bu noktada, ilahiyat fakültelerinin görevini hatırlatmak önemli. Din, insanlık için çok daha derin ve kapsamlı bir meseledir ve dini düşünceyi, tek bir kutupla sınırlı tutarak, öğrencileri bunların dışında bir düşünsel perspektife sahip olmaktan alıkoymak, sadece eğitimi değil, toplumun düşünsel gelişimini de engellemek anlamına gelir. Eğitim, insanı doğruya ve gerçeğe götürmeli, onu sorgulamaya, düşünmeye teşvik etmelidir. Dinî değerler ve inançlar ile ilgili her türlü kavramın tartışılabilir olduğu ve her türlü kanaatin akıl süzgecinden geçerek doğrulanması gerektiği bir eğitim anlayışı benimsenmelidir. İlahiyat fakültelerinde yerleşik olan bazı eski düşüncelerin, gençleri gerçek dünya ile tanıştırmaktan çok uzaklaştırdığı ve onları geriye doğru çektiği gerçeği göz ardı edilmemelidir.
Bu tür görüşlerin hala eğitim ortamlarında varlığını sürdürmesi, ilahiyat fakültelerinin reform ihtiyacını acil hale getirmektedir. Akademik dünya, yalnızca geleneksel bilgilerin korunduğu değil, aynı zamanda düşünsel özgürlüğün ve eleştirel perspektiflerin güçlü bir şekilde savunulduğu bir alan olmalıdır. Eğer ilahiyat eğitimi, bilimsel düşünmeyi engelleyen ya da ruhsal huzurla ilgili olmayan, popüler inanışların arkasına sığınan bir alana dönüşürse, bu sadece dini değil, tüm eğitim sistemini tehdit eden bir tehlike yaratır.
Dolayısıyla, öğrencilerin mistik inançlara dayanarak derslerindeki başarısızlıklarını açıklamaya çalışmaları, hepimizi yeniden düşünmeye sevk etmelidir: İlahiyat eğitimi sadece dini metinlerin yorumu değil, aynı zamanda eleştirel düşünceyi, modern bilimi ve akılcı yaklaşımları da içeren bir eğitim süreci olmalıdır. Aksi takdirde, çağın gerisinde kalmış, bilgi ve düşünce düzeyinin çok altında bir eğitim anlayışı gençlerimizi boşa harcamaya devam edecektir.













