“Bazen yetişkin gibi davranmaya çalışırken içimden ağlayan bir ses yükseliyor. O ses, ilgi istiyor, anlaşılmak istiyor. Beni çocukken kimse dinlemedi, şimdi büyüdüm ama o çocuk hâlâ içimde bir köşede sessizce bekliyor.”
Bu satırlar bana ait. Hem kendi içimde karşılaştığım çocuk için, hem seans odasında dinlediğim tüm danışanların çocuk hâlleri için yazıldı.
Çünkü her yetişkinin içinde bir çocuk var.
Ve o çocuk hala bir şeyler istiyor.
İçimizdeki çocuk kimdir?
Psikolojide “içimizdeki çocuk”, geçmişte yaşadığımız ama tam olarak anlamlandıramadığımız duyguların ve deneyimlerin bugünkü benliğimizdeki izidir. Genellikle:
Sevilmek, görülmek, duyulmak, takdir edilmek isteyen tarafımızdır.

Terk edilmekten, cezalandırılmaktan, yargılanmaktan korkan hâlimizdir.
Ve çoğu zaman bastırdığımız, unuttuğumuz ama aslında bizi yöneten parçamızdır.
Ben danışanlarımla içsel çocuk çalışması yaparken hep şunu sorarım:
“O küçük halini karşında görsen, ona ne derdin?”
Çoğu zaman cevap: “Seni seviyorum, yalnız değilsin, haklıydın, suç sende değildi.” olur. Çünkü çocukken alamadığımız o duygusal doğrulama, bugün de hala içimizde yankılanıyor. Bu çocuk ne oyuncak, ne şeker ister.O, anlaşılmak, kabul edilmek ve duygularının geçerli olduğunu hissetmek ister.
İçimizdeki çocuk:
“Ben ağladım çünkü gerçekten üzülmüştüm.”
“O gün korktum çünkü kimse beni korumadı.”
“Susturuldum ama aslında anlatmak istediklerim vardı.”
der.
Ve siz bu duyguları kabul edene kadar, o çocuk büyümez. Yani aslında biz büyüyemeyiz.
Psikolojik olgunluk, içimizdeki çocukla yetişkin benliğimiz arasında kurduğumuz şefkatli bağla başlar.
Ben kendimle çalışırken bu bağı şöyle kurmaya başladım:
Ona zaman ayırdım.
Onun duygularını reddetmeden dinledim.
Eskiden sakındığım anıları yargılamadan hatırladım.
Ve en önemlisi, şu an onun ebeveyni oldum.
Bunu başarabildiğimde, dışarıdan onay alma ihtiyacım azaldı.
Sevilmek için çırpınmadım.
Başkaları tarafından terk edilme korkum küçüldü.
Çünkü ben artık o çocuğa:
“Ben buradayım, seni bırakmam.” diyebiliyordum.
İçimizdeki çocuğu iyileştirmenin yolları:
- Küçüklüğünüzle yüzleşin:
Eski fotoğraflarınıza bakın, geçmişte sizi üzen bir olayı yazın. Hislerinizi küçümsemeyin. - Kendi ebeveyniniz olun:
Ona sevgi, sabır, şefkat verin. Aynı cümleyi tekrar edin:
“Sana kimse inanmadı belki ama ben inanıyorum.”
- Ritüeller oluşturun:
Çocukken sevdiğiniz şeyleri bugün yapmak; salıncakta sallanmak, resim yapmak, renkli kalemlerle yazı yazmak gibi. - Bilinçli farkındalık geliştirin:
“Bu tepkiyi şu an mı veriyorum yoksa eski bir yarama mı tepki veriyorum?” sorusu dönüşümün anahtarıdır.
İçimizdeki çocuk, gözyaşımızda, öfkemizde, suskunluğumuzda yaşıyor.
Ama en çok da gülümsememizle iyileşiyor.
Eğer bugün kendinize biraz zaman ayırırsanız,
belki o küçük kız ya da küçük erkek çocuğu ellerinizi tutar ve şöyle der:
“Ben artık yalnız değilim…”













