Her şehrin bir kalbi vardır… Muğla’nın kalbi Menteşe’dir, Menteşe’nin kalbi de Atatürk Heykeli’nin gölgesidir. Ben o heykelin gölgesinde büyüdüm.
Atatürk İlkokulu’nda, ortaokulunda okudum. Sabahları göz göze geldik heykelle, akşamları sessizce selamlaştık. Bir çocuk nasıl bir heykelle büyür? Ancak böyle büyür işte! O heykelin gölgesi sıcaktır çünkü altında sadece bronz değil, bir halkın onuru, bir milletin hayali yatmaktadır. O heykelin önünden geçtiğim her gün içimde bir şey kıpırdar. Çünkü orası bizim ilk buluşma yerimizdi. Aşkların, ayrılıkların, dostlukların, kavgaların, barışların şahididir. Çünkü Menteşe dediğin sadece taş bina, dar sokak değil; Cumhuriyetin vicdanıdır, Mustafa Kemal’in emanetidir.
Muğla’da bir çocuk aç kalır belki ama sevgisiz kalmaz. Menteşe’de kapıyı çalan eli boş dönmez. Karnım aç diyenin önüne mutlaka bir dilim ekmek, bir tas zeytinyağlı yemek gelir. Çünkü buranın insanı merttir. Çünkü Muğla insanı susar, susar ama bir kere konuştu mu dağları titretir! Aras’ta da bir plak çalar ansızın. Duyarsın: “Muğlalı Memiş, Akyol’dan giriyor, elinde sevda…”İçin titrer. Geçmişten biri omzuna dokunur sanki. Memleket dediğin şey tam olarak budur işte! Plaktan gelen bir sesle bir ömür hatırlanır. Muğlalı Memiş doymadı memleketine… Sevdası Muğla’ydı. Türkülerinde Muğla vardı. Öldü gitti, genç yaşta. Öksüz kaldı türküleri.Ama o türkülerin gölgesi hâlâ Menteşe sokaklarında dolaşır.
Ben Menteşe’yi avuçlarımın içi gibi bilirim. Boş değil bu bilgi… Tıpkı kalbimdeki büyük sevgi gibi severim bu şehri. Çünkü bu şehir beni ben yaptı. Hasar Dağı’na çık, bir şehri değil; bir hatırayı seyredersin. Bacalar duman değil anı tüter. Yağmur sonrası gelen o toprak kokusu var ya… O koku annemdir benim. Babamın nasihatidir, çocukluğumun çamurlu dizleri, sabah ezanında uyanan içimdir. Ve o heykel… Atatürk Heykeli! O sadece bir liderin duruşu değil, bir milletin dirilişidir. O heykel bizim başımızı dik tutabilme sebebimizdir. Göğe bakarken boynumuzu eğmememizdir. Ben bu memlekette her şeyi unuturum ama o heykelin gölgesinde büyüdüğümü asla unutmam.
Ben Muğla’yı sadece sevmem. Ben bu toprağa âşık oldum. Bu aşk, efkârlı bir sevda gibi değil, dimdik bir duruş gibi. Kalemimin ucu zaman zaman kırılır, çünkü yazdıklarım bazılarının hoşuna gitmez. Varsın gitmesin. Çünkü:“Vatan sevdasını sözde değil, özde yaşayan; bir karış toprağına kurban olduğum bu güzel memlekette, ne kadar yazdıklarımız görülmek istenmese de, ünsüz bir yazar olarak bu memleketin her köşesini yazmaktan onur ve gurur duyuyorum.”













