15 Mayıs 2026, Cuma
  • Giriş
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Yazı Gönder
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
Haberton
Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster

Ana Sayfa - Yazarlar - Her şeyin başı liyakat

Her şeyin başı liyakat

Peyami Altunsuyu - Peyami Altunsuyu
20 Eylül 2024
- Yazarlar
Okuma Süresi:9 dakikalık okuma
A A
0
Her şeyin başı liyakat

Her şeyin başı liyakat

Facebook'da PaylaşX'de PaylaşLinkedin'de PaylaşWhatsapp'da Paylaş

Şimdi şu liyakat meselesine girelim, girelim ki ne durumda olduğumuzu bir kez daha hatırlayalım.

Liyakat… Türk Dil Kurumu’na göre, “Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk durumu.” Ne kadar basit, değil mi? Ancak bu kadar basit bir kavram Türkiye’de öylesine karmaşık bir hal aldı ki, işin içinden çıkabilen kalmadı. Yani işin özüne bakarsak, hak edenin hakkını alması gerekiyor. Ama bakıyoruz ki, sistemde hak eden değil, kimin adamı olduğun soruluyor. Ve tam burada, işin rengi değişiyor.

Liyakat neydi? İşini en iyi yapanın, en doğru kişiye emanet edilen görevle karşılık bulmasıydı. Ama Türkiye’de son yıllarda bu kavram, anlamını tamamen yitirdi. Ne zamandan beri böyle oldu? Derseniz, herhalde 2000’lerin başından beri yaşadığımız siyasi dönüşümle birlikte, liyakat yerini başka değerlere, daha doğrusu değersizliklere bıraktı.

Bir ülkeyi yönetecekseniz, bir devlet inşa edecekseniz, işin temeline liyakatı koymak zorundasınız. Devlet dediğimiz yapı, sadece binalardan, bütçelerden, yasalarla yazılmış kurallardan oluşmaz. Devlet, ona can veren, işleyişini sağlayan insanlarla ayakta kalır. Eğer bu insanların doğru seçilmesi, hak ettikleri pozisyonlara gelmesi sağlanmazsa, devletin çarkları döner mi? Döner, ama nasıl döner? İşte, döne döne bugünkü haline geliriz.

Bakın, liyakatın olmadığı yerde işler yürümez. Yürüyor gibi görünür, ama yürüyen sadece dışarıya verilen görüntüdür. Bir binanın dış cephesini boyarsınız, parlatırsınız, ama içi çökmeye başladığında, eninde sonunda o bina yıkılır. Liyakatın olmadığı yerde çürüme başlar. Önce sistem yavaşlar, sonra hata verir, ardından çöküş kaçınılmaz olur.

Bugün Türkiye’de liyakatsizlik, sadece devlet yönetiminde değil, özel sektörde de ciddi bir sorun. Devlet kurumları, yıllardır sadakatin liyakatin önüne geçtiği bir sistemle yönetiliyor. İnsanlar, pozisyonlara, işleri gerçekten bildikleri için değil, doğru insanlara yakın oldukları için getiriliyor. Bu da işlerin verimli şekilde yürümesini imkânsız hale getiriyor. Peki, sonuç? Sonuç ortada: Bir arpa boyu yol alamayan projeler, batık yatırımlar, yanlış kararlarla iflas eden sektörler.

Eğitimde Liyakat

Eğitimde liyakat, bir ülkenin geleceğini şekillendiren en kritik unsurlardan biridir. Eğitim sistemi, bir toplumun en büyük yatırımıdır çünkü o toplumun yarınını şekillendiren nesilleri yetiştirir. Ancak bu iş, öyle herhangi birinin eline bırakılacak kadar basit değildir. Eğitimi layıkıyla verecek, geleceğe umut taşıyacak insanları seçmek gerekir. İşte burada liyakat devreye girer.

Şimdi düşünün; bir öğretmen, kendi alanında uzman, kendini sürekli geliştiren, öğrencilerine sadece ders değil, hayat hakkında da bir şeyler öğretebilen biri. Ve karşısında, sırf belli bir gruba yakın olduğu için öğretmen yapılmış, ama ne pedagojiden ne de öğrenciyi motive etmekten haberdar biri. Aradaki fark devasa. Bu fark, öğrencinin aldığı eğitimi, dolayısıyla ülkenin geleceğini doğrudan etkiler.

Eğitimde liyakat yoksa, öğretmen sadece ders kitabını okur, öğrenciyi notlarla değerlendirir, ezberci bir sistemin içine hapseder. Oysa gerçek eğitimci, öğrencinin düşünme becerilerini geliştiren, hayatı sorgulamasını sağlayan kişidir. Liyakat sahibi bir öğretmen, sadece müfredatla sınırlı kalmaz, öğrencilerini hayata hazırlar. Ama liyakatsiz bir öğretmen, öğrencilerin potansiyelini köreltir, onları düşünmekten çok tekrar etmeye zorlar.

Liyakat olmadığında, eğitimde kalite düşer. İşini bilen insanlar kenarda beklerken, liyakatsiz kişiler koltuklara oturtulur. Bu da hem öğretmenler arasında bir demotivasyon yaratır hem de eğitimde genel bir çöküşe sebep olur. Öğretmen, öğrencisine bir şey katamadığında, o öğrencinin gelecekte ülkesine katkıda bulunması beklenemez. Bu, sadece bireysel değil, toplumsal bir kayıptır.

Eğitimde liyakat eksikliği, uzun vadede toplumsal eşitsizlikleri artırır, fırsat eşitliğini ortadan kaldırır. Çünkü eğitim, bir ülkenin en büyük eşitleyicisidir. Kaliteli eğitim almış bireyler, ekonomik veya sosyal durumlarına bakılmaksızın başarıya ulaşabilir. Ancak liyakatsiz bir eğitim sisteminde, bu fırsat herkes için geçerli olmaz. O yüzden, eğitimde liyakat, toplumsal adaletin de bir gereğidir. Eğitimde liyakatı sağlayamazsak, geleceği sağlam temeller üzerine inşa edemeyiz. Öğretmenlik, sırf birilerinin tanıdığı olduğu için yapılacak bir meslek değil, liyakat sahibi insanların layıkıyla yapması gereken bir iştir. Bugün eğitimde atılan her yanlış adım, yarın bu ülkenin geleceğinde büyük sorunlara yol açacaktır. Eğitimde liyakat, ülkenin yarınlarını kurtaracak yegâne anahtardır.

Yargıda ve Hukukta Liyakat

Yargı dediğimiz sistemin özü, adalet dağıtmaktır. Ama adalet dağıtmanın yolu sadece kanunlardan geçmez. Yargının işleyebilmesi için en önemli şey, o koltuklarda oturan kişilerin liyakat sahibi olmasıdır. Eğer yargı organlarında çalışanlar, hak ettikleri için değil de bir yerlere yakın oldukları için o pozisyonlara getirildiyse, o sistem çöker. Çünkü hukukun temeli liyakate dayanır. Liyakat olmadığında, adalet dağıtılmaz; sadece güç sahiplerine hizmet eden bir mekanizma haline gelir.

Şimdi bir düşünelim. Bir hâkim ya da savcı, o pozisyona gelene kadar yıllarca eğitim alır, deneyim kazanır. Ama bir bakıyorsunuz, yargının en önemli makamlarına, adaletle değil, siyasi bağlantılarla gelen insanlar oturuyor. İşte tam burada adalete olan güven sarsılır. Yargıda liyakatin önemi, hukuk düzeninin devamı için olmazsa olmazdır. Çünkü adaletin doğru dağıtılmadığı bir yerde, toplumun geri kalanı da çökmeye başlar.

Adalet dediğimiz kavram, herkese eşit davranmayı gerektirir. Ama yargı mekanizmasında liyakat olmadığı zaman, bu eşitlik ortadan kalkar. Kararlar kişisel çıkarlar doğrultusunda alınır, güçlünün lehine şekillenir. Hâkim, savcı ya da hukukçu, işini doğru yapmıyorsa, yani o işi gerçekten hak ettiği için değil de bir yerlerden referansla gelmişse, orada adalet tecelli etmez. Bunun sonucunda da halkın yargıya olan inancı sıfırlanır. Bugün Türkiye’de yaşadığımız durum tam olarak budur.

Şu soruyu sormak lazım: Yargıda liyakat olmadan adalet olabilir mi? Cevap net: Olamaz. Çünkü yargı, bir ülkenin teminatıdır. Ama o teminatı sağlayan kişilerin liyakatsiz olduğunu düşündüğünüz anda, o ülkede kimse adaletin sağlanacağına inanmaz. Bu da toplumsal çürümenin en büyük sebeplerinden biridir.

Siyasallaşmış bir yargı, sadece adaleti değil, hukukun kendisini de bitirir. Bir hâkim ya da savcı, siyasi baskılarla karar veriyorsa, orada hukuktan söz edilemez. Liyakat sahibi olmayan kişiler yargı organlarında yer aldığı zaman, toplumda hukuk düzeni bozulur. Bu insanlar, kendi çıkarlarına uygun kararlar vermeye başlarlar. Ve bu durum, hukukun üstünlüğü ilkesinin tamamen ortadan kalkmasına sebep olur.

Bakın, yargıda liyakatin olmadığı bir düzende, masum biri bile adalet beklerken suçlu çıkabilir. Suçlu olan biri ise, güçlü bağlantılarla aklanabilir. Bu durum, toplumu derinden yaralar. Çünkü adalet, toplumun en temel ihtiyacıdır. Adaletin olmadığı bir yerde, huzur olmaz. Ve bugünkü Türkiye’nin en büyük sorunlarından biri de budur: Yargı, liyakatsiz kadrolarla dolup taşmış, siyasallaşmış ve halkın güvenini yitirmiştir.

Bu sistemin düzelmesi için yapılması gereken tek şey, yargıda liyakatin tekrar tesis edilmesidir. Hukuk eğitimi almış, işini bilen, bağımsız düşünebilen, tarafsız kararlar verebilecek insanların yargı organlarında yer alması şarttır. Eğer bu sağlanmazsa, Türkiye’de adalete olan inanç her geçen gün azalacaktır. Liyakatı esas almadan atanan hâkimler ve savcılarla bu ülkenin hukuk sistemi düzelmez.

Liyakatın Yokluğu: Türkiye’nin Kangreni

Bir insan düşünün, mesela çok başarılı bir doktor. Ama bu doktorun çalıştığı hastanenin başhekimi, doktorlukla alakası olmayan, sırf bir yerlere yakın olduğu için o pozisyona getirilmiş birisi. Sizce bu hastane düzgün işleyebilir mi? Hayır. Çünkü doktor, işini yapmaya çalışırken başhekimin saçma sapan kararlarıyla uğraşmak zorunda kalır. Aynı şey devlette de geçerli. İşini bilen bir memur, amiri olan liyakatsiz yöneticinin anlamsız emirlerine boyun eğmek zorunda kalır. İşte tam burada, işin içinden çıkılmaz bir hal alır.

Liyakat olmayınca, insanlar çalışmaya, üretmeye, yaratmaya küser. Niye çalışsınlar ki? Kimse çabasının karşılığını alamayacağını bildiği bir sistemde motivasyon bulamaz. O zaman da ortaya şu meşhur deyim çıkar: “Burası Türkiye abi.” Evet, burası Türkiye. İşte bu yüzden, “Burası Türkiye” cümlesi liyakatsizliğin kitabını yazar.

Liyakatsizliğin Ekonomi Üzerindeki Etkileri

Şimdi gelelim liyakatsizliğin ekonomi üzerindeki yıkıcı etkilerine. Ekonomi dediğimiz şey, güven üzerine kurulur. İçeride ve dışarıda size güven duyulacak ki, para kazanasınız. Devletin en üst kademesinden en alt birimine kadar liyakatsizlik hâkimse, kim size güvenir? Mesela Merkez Bankası. Faiz kararları alıyor, enflasyon hedefleri koyuyor. Bu kararları veren kişi, liyakat sahibi değilse ne olur? Piyasalarda güven kalmaz. Dış yatırımcı kaçar, içeride işler sarpa sarar.

Türkiye’nin bugünkü ekonomik krizi, sadece dış güçlerle, dünya ekonomisiyle açıklanacak bir şey değil. Liyakatsizlik, en büyük sorunlardan biri. Ekonomiyi yöneten kadroların bir kısmı, ekonomiden bihaber. Her şey siyasi hesaplarla şekilleniyor. İşte bu yüzden, son dönemde alınan ekonomik kararlar, enflasyonu kontrol altına almak yerine daha da artırıyor. Çünkü işi bilen insanlar yerine, sadakatin ödüllendirildiği bir düzen var.

Toplumsal Çöküş: Kimse Güvenmiyor

Bu liyakatsizlik yalnızca devlet kademeleri ve ekonomiyle sınırlı kalmıyor. Bu hastalık topluma da yayılıyor. “Nasılsa hak eden değil, torpili olan kazanıyor” düşüncesi insanlara yerleşiyor. Bu da toplumsal güveni yok ediyor. Herkes birbirine şüpheyle bakar hale geliyor. Gençler, “Bu ülkede çalışarak bir yere varılmaz” düşüncesine kapılıyor. Beyin göçü artıyor. Yani, işte bu noktada ülkenin geleceği gidiyor.

Kurumların içi boşaltılıyor, insan kaynağı çürüyor, toplumsal yapı zarar görüyor. Peki, bu nereye kadar böyle devam eder? İşte en tehlikeli sorulardan biri de bu. Liyakat sisteminin olmadığı bir düzen, er ya da geç patlar. Şu an Türkiye, bu patlamaya doğru hızla ilerliyor. Ancak bunu değiştirmek mümkün mü? Elbette. Liyakatin önemini anlayan, işi ehline veren bir zihniyetle, ancak ve ancak o zaman bu çöküşten kurtulabiliriz. Ahlaki çöküş dediğimiz mesele, işte tam da liyakat ve sadakat dengesinin bozulduğu yerde başlar. Bir ülkede, başarıya giden yol liyakattan değil de sadakatten geçmeye başlamışsa, orada artık ahlaktan bahsetmek zorlaşır. Tek adam rejimlerinde bu durum kaçınılmazdır. Çünkü o tek adam, her şeyi kendine göre şekillendirmek ister. Kendi etrafında, kendine sadık bir kadro kurar. Düşünün, bir ülkede en üst kademeden en alttakine kadar işini en iyi yapanlar değil, en sadık olanlar yükseliyorsa, orada hangi değerlerden bahsedebiliriz?

Hadi gelin, bir adım daha ileri gidelim. Sadakatin ödüllendirildiği, eleştirinin susturulduğu bir ortamda kim doğruyu söyleme cesaretini gösterir? Kim sistemin yanlışlarını dile getirir? Kimse. Herkes susar, çünkü konuşmanın bedeli ağırdır. İnsanlar alkışlamayı öğrenir. O alkış sesleri arasında etik değerler, doğrular, adalet kaybolur gider. Ve işte burada ahlaki çöküş başlar.

Bakın, “hak eden” yerine “kimin adamı” olduğu sorulmaya başlanan bir toplumda, yozlaşma kaçınılmazdır. İnsanlar liyakat için çalışmayı bırakır, kimlere yakın durmaları gerektiğini düşünmeye başlarlar. Bu, bireysel seviyede bir çürüme değil, toplumsal bir çürümedir. Toplumun her kesimine sirayet eden bir hastalık gibidir.

Etrafınıza bir bakın, işini en iyi yapan insanlar mı ödüllendiriliyor, yoksa en sadık olanlar mı? İşini bilenler mi yükseliyor, yoksa biat edenler mi? Ahlaki çöküş, işte bu sorulara vereceğiniz cevapta gizlidir.

Liyakat, bu ülkenin damarlarına can veren bir kan gibidir. Kan akmazsa, vücut nasıl hayatta kalamazsa, liyakatın olmadığı bir ülke de ayakta kalamaz. Devletin, ekonominin, toplumsal yapının kurtuluşu ancak liyakata geri dönmekle mümkündür. Hak edenin hakkını aldığı bir sistem inşa edilmezse, Türkiye’nin önündeki yıllar daha da zor geçecektir.

Etiketler: EğitimTürkiye
PaylaşTweetPaylaşGönder
Önceki Haber

Hizbullah liderinden ilk açıklama; Büyük bir katliama tanık olduk

Sonraki Haber

Bekletme beni

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu

Peyami Altunsuyu,siyasetten sanata, spordan toplumsal meselelerin en kuytu köşelerine kadar her konuda kalem oynatan gazeteci yazar.

İlgili Haberler

Kardeşin yeri hep özeldir
Yazarlar

Kardeşin yeri hep özeldir

15 Mayıs 2026
Kalp risalesi
Yazarlar

Kalp risalesi

15 Mayıs 2026
Kötü kötüdür
Yazarlar

Kötü kötüdür

15 Mayıs 2026
Ruhsuz kalabalıklar
Yazarlar

Ruhsuz kalabalıklar

13 Mayıs 2026
Yazarlar

Ya sevdiğini al ya da aldığını sev!

11 Mayıs 2026
Yazarlar

Hayat bir imtihan ise sınavı beklememeyi öğrenmek

11 Mayıs 2026
Sonraki Haber
Bekletme beni

Bekletme beni

En Güncel Haberler

Büyük Birlik Partisi'nin 13'üncü Olağan Büyük Kurultayı 7 Haziran’da yapılacak
Politika

Büyük Birlik Partisi’nin 13’üncü Olağan Büyük Kurultayı 7 Haziran’da yapılacak

15 Mayıs 2026
Zecorner Kayserispor'dan bahis soruşturmasında takipsizlik açıklaması
Spor Haberleri

Zecorner Kayserispor’dan bahis soruşturmasında takipsizlik açıklaması

15 Mayıs 2026
Kayseri'de 24 ton  sahte gübre ele geçirildi
Yerel Haberler

Kayseri’de 24 ton sahte gübre ele geçirildi

15 Mayıs 2026

Günün Popüler Haberleri

  • Tümü
  • Sağlık Haberleri
  • Kültür ve Sanat
Yaşam

Erdemli Vadisi’nde selin zarar verdiği alanlara ‘imece’ usulü tadilat

15 Mayıs 2026
Yaşam

Tekirdağ’da 100 metre uzunluğundaki Türk bayrağıyla ‘Gençlik Yürüyüşü’

15 Mayıs 2026
Yaşam

Mehmetçikten, dost ve müttefik ülkelerle ortak eğitim

15 Mayıs 2026
Yaşam

Muğla’da engellilerin askerlik sevinci

15 Mayıs 2026
Önceki Sonraki
Haberton

Haberton

Sizin için tonla haber!

Türkiye'de tarafsız bir medya, vatandaşın haber alma hakkı çerçevesinde gerçek haberleri takip edebileceğiniz, tonlarca habere ulaşın!

Son Dakika

Kocaeli'de otomobil takla attı: 2 yaralı

Kocaeli’de otomobil takla attı: 2 yaralı

- Haberton
15 Mayıs 2026

Kocaeli’nin Körfez ilçesinde TIR tarafından sıkıştırıldığı öne sürülen otomobilin takla atması sonucu 2 kişi yaralandı. Kaza, saat 17.00 sıralarında D-100...

Instagram keşfete nasıl düşülür? 2026 algoritmasının öne çıkardığı kritik detaylar

Odaklanma sorunu nasıl çözülür? Telefon ve sosyal medya beyni nasıl etkiliyor?

Panik atak anında ne yapılır? İşte uzmanların hayat kurtaran önerileri

İngilizce nasıl geliştirilir? Dizi izlemek gerçekten işe yarıyor mu?

Güncel Haber

Erdemli Vadisi’nde selin zarar verdiği alanlara ‘imece’ usulü tadilat

Erdemli Vadisi’nde selin zarar verdiği alanlara ‘imece’ usulü tadilat

15 Mayıs 2026
Büyük Birlik Partisi'nin 13'üncü Olağan Büyük Kurultayı 7 Haziran’da yapılacak

Büyük Birlik Partisi’nin 13’üncü Olağan Büyük Kurultayı 7 Haziran’da yapılacak

15 Mayıs 2026
  • Hakkımızda
  • Yayın İlkeleri
  • İletişim
  • Kullanım Şartları ve Gizlilik Politikası
  • Güvenlik Politikası

© 2026 Haberton

Tekrar Hoş Geldiniz!

Aşağıda hesabınıza giriş yapın

Şifrenizi mi unuttunuz?

Şifrenizi alın

Şifrenizi sıfırlamak için kullanıcı adınızı veya e-posta adresinizi girin lütfen.

Giriş Yap

Yeni Çalma Listesi Ekle

Sonuç Yok
Tüm Sonuçları Göster
  • Öne Çıkanlar
  • Özel Haber
  • Gündem
  • Politika
  • Dış Haberler
  • İş Dünyası
  • Kültür & Sanat
  • Sağlık
  • Yaşam
  • Yerel
  • Spor
  • Yazarlarımız

© 2026 Haberton