Uluslararası finans kuruluşlarıyla yapılan borç müzakereleri, normalde rakamların, rasyonel planların ve somut taahhütlerin masada olduğu ciddi süreçlerdir.
Ancak Türkiye’nin bazı dönemlerdeki dış borç müzakere stratejisi, yüksek dozda bir ‘ikna ve illüzyon sanatı’na dönüşebilmektedir. Borç verenlere sunulan ekonomik tablo, bazen gerçeklikten o kadar uzaktır ki, müzakereler bir finans toplantısından çok, komedi-drama filminin en gergin sahnesine benzer. Temel argüman şudur: “Evet, gemimiz su alıyor olabilir, makine dairesi alev almış olabilir, ancak bakın! Gemi hala yüzüyor! Yani her şey kontrol altında, merak etmeyin!” Bu esnada, yabancı yatırımcılar pencereden dışarı bakıp, “Gemi yüzüyor mu, batıyor mu, yoksa zaten karaya mı oturmuştu?” diye birbirlerine fısıldar. Bu durum, sadece ülke ekonomisine zarar vermekle kalmaz, aynı zamanda Türkiye’nin finansal ciddiyetini de sorgulatır. Unutulmamalıdır ki, uluslararası finans piyasaları, komik hikayelerden değil, somut liyakat ve rasyonel verilerden etkilenir.













