Erken Emeklilik (EYT), Türkiye’de sadece bir yasal düzenleme değil, aynı zamanda kutsal bir ulusal hayaldir.
Ömrünü çalışmaya adamış bir kuşağın, 40 yılın sonunda elde etmek istediği o tek haktır. Ancak bu hayalin trajikomik bir yan etkisi vardır: Erken Emeklilik Sendromu. Bu sendrom, bireyin 40 yıl boyunca hiç tatil yapmamış olmasının getirdiği bir paradokstur. Emekli olur ama zihni hala “yarın mesai var” alarmıyla çalışır. Vücut dinlenmeye hazırdır, ancak ruh, dinlenmenin ne demek olduğunu unutmuştur. Emekli maaşını alan vatandaşın ilk düşündüğü, bir dünya turu değil, “Bu parayla ikinci bir işte çalışsam daha kârlı olur mu?” sorusudur. Çünkü sistem, insanları dinlenmekten çok, sürekli mücadele etmeye şartlandırmıştır. Emeklilik, lüks bir dinlenme değil, ekonomik çarkın içinde kalmaya devam etmenin yasal kılıfı haline gelmiştir. Bu ülkenin gerçekten dinlenmeye ihtiyacı var; sadece vatandaşların değil, tüm sistemin.













