TRY - Türk Lirası
EUR
19,654
USD
18,645
GBP
22,920
CNY
2,655
3 Aralık 2022, Cumartesi
Ana SayfaYazarlarEkonomi, sanayi ve kalkınmada çözümler-2

Ekonomi, sanayi ve kalkınmada çözümler-2

Yiğit Köymen
Yiğit Köymenhttps://haberton.com/
Goldensheaf hayvancılık ve yem sanayi. Dış ticaret ve finanstan sorumlu CFO görevini yürüten, Dr. Capital Management Holding (Stutgart-Almanya) Türkiye Temsilciliği yapan, Dış Ekonomik İlişkiler, Terör, Organize Suçlar, E-devlet üzerinde çeşitli çalışmaları olan yazarımız.

Haftanın Öne Çıkanları

Ekonomi, sanayi ve kalkınmada çözümler-2 Uzun sürecek yazı serimde ki çözümler bana ait olup yılların emeğidir. Amacım sadece dikkate alınması ve uygulanmasıdır. Kaldığımız yerden devam edelim.

Türkiye’de başlamış olan sanayileşme sürecinin tamamlanmasına öncelik verilmelidir. Geleceğin uzay çağının madenlerinin önemli bir kesiminin Türk topraklarında bulunması nedeniyle, ETİ işletmeleri gibi stratejik öneme haiz  madenlere el koyan yabancı tekeller veya yerli işbirlikçilerin önleri kesilmelidir. Küresel şirketler piyasa üzerinden ulus devletleri yıkmak üzere saldırıya geçerken, Türk ulus devletinin varlığını sürdürebilmesi için yeniden ulusal ekonomisini Ankara merkezli olarak yöneteceği, yeni bir ekonomi düzen bir an önce kurulmalıdır.

Ekonomi, sanayi ve kalkınmada çözümler-2

İstihdamın artırılması için, öncelikle büyüme beklenen sektörler değerlendirilmeli ve beceri ihtiyacı olan alanların tespiti yapılması (örneğin sektörel ve küresel talepler üzerine araştırma ve değer zinciri analizleri) gerçekleştirilmeli ve ikinci olarak eğitim programlarının buna uygun şekle getirilmesi maksadıyla mesleki eğitim kurumları güncellenerek kapasiteleri artırılmalıdır.

İthalatın disiplin altına alınması en önemli gereklilikler arasında bulunmaktadır. Ülkemiz de imal edilmesi daha ekonomik olan ara mallar veya işlenmiş her türlü ürünün, yerli sanayici tarafından üretilmesine önem verilmelidir. Çünkü kurlardaki her ani yükseliş, ara malı ithalatının toplam ithalat içindeki payı % 70’lere varan bir ekonomiye sahip ülkemiz de yüksek cari açıklara sebebiyet vermektedir. İmalat sanayinde maliyetler artmakta, sonrasında da fiyatlar yükselmektedir. Bu nedenle, özellikle ithal edilen ara mallara bağlılığı önlemek adına imalat sanayinde belirli sektörlere imtiyazlar tanınmalıdır.

Mevcut küresel koşullarda, ülkemizin mukayeseli avantajları ve faktör fiyatları değiştiği gibi global ham madde ve ara malların fiyatları ile birlikte (ekonomik kriz nedeniyle) ihracat pazarlarımızın da değişmesi muhtemeldir. Bu nedenle, yeni ihracat pazarları bulma ve ihracatta avantajlı konuma geçmek adına ihracata dayalı sektörlerde, yüksek ücretlerin düşmesi gibi girdilere yönelik çeşitli sübvansiyonlar getirilmelidir.

Ekonomi, sanayi ve kalkınmada çözümler-2 Uzun sürecek yazı serimde ki çözümler bana ait olup yılların emeğidir. Amacım sadece dikkate alınması ve uygulanmasıdır. Kaldığımız yerden devam edelim.

Özelleştirme uygulamalarında tek önemli kriter fiyat olmamalı, fiyat tekliflerinden önce talip olan kuruma ve ekibine, ödeme şartlarına, yatırım imkanlarına, yönetim yapısına, ihaleye giren şirket ve kuruluşların o güne kadar ki faaliyetlerinde mevzuata, hukuk kurallarına uygun hareket edip etmediklerine v.b hususlara bakılmalıdır. Aynı hususlar, özelleştirme dışı büyük devlet ihalelerinde de uygulanmalıdır.

Özelleştiren kuruluşlarda, özelleştirme sonrası, teknolojik yatırım yapılmış mı, istihdam durumunda ne gibi değişikler olmuş, vergi öncesi kar ve ödenen vergi mukayeseleri, ar&ge ye önem verilmiş mi gibi bazı kriterler geçmiş 10 yıla dönük olarak analiz edilmelidir. Analizler sonucu negatif değerlendirmeye tabii olan kuruluşlar ya devletleştirilecek veya başka bir özel gruba değeri üzerinden satılması sağlanmalıdır. Diğer özelleştirmelerde bu mantıkla yapılmalıdır.

Yeni yapılacak özelleştirmelerde, rekabetçi ortamın oluşturulmasına, tüketici haklarının korunmasına, yeni tekellerin oluşturulmamasına (süt ve süt ürünlerinde ya da çimento sektöründe olduğu gibi) özen gösterilmelidir. Dahası, özelleştirme gelirlerinin bütçeye faiz ödemelerine kullanılmak üzere gelir kaydedilmesi yerine “iş ve ücret güvencesi” ile yeniden yapılanma fonlarında toplanmalı, “yıllık gelir taahhüdü” yöntemi uygulanmalı, hisse satışlarında öncelik çalışanlara, sektörle doğrudan ilgili üreticilere ve kooperatiflere uygun koşullarda devrine öncelik tanınmalıdır.

Hatta, özellikle tarıma dayalı sektörlerde, o ürünün üretimini yapan üretici kooperatiflerinin, üretim tesislerinde % 50’den az olmamak kaydı ile çoğunluk hisseleri edinmeleri sağlanmalı ve bu hisseler hiçbir koşulda özel sektöre devredilmemelidir.

Özelleştirme süreçleri kurumsallaştırılmalı, politik amaçlar için olmayan kurallara bağlanmalıdır. Gerektiği durumlarda ilk aşamada kurum çalışanlarına satış yapılması, üst kullanım hakkının verilmesi, borsada talep toplama sonrası belirli fiyat aralığına göre satış veya mülkiyet hakkının devri yerine farklı metotlara öncelik verilmelidir.

Büyümenin sürdürülebilmesi için yeni mukayeseli avantajlarımıza uygun bir sanayileşme stratejisinin kabulü ve teşviki ile ihracatta yeni pazarlara yönelinmelidir.

Türkiye’de başlamış olan sanayileşme sürecinin tamamlanmasına öncelik verilmelidir. Geleceğin uzay çağının madenlerinin önemli bir kesiminin Türk topraklarında bulunması nedeniyle, ETİ işletmeleri gibi stratejik öneme haiz  madenlere el koyan yabancı tekeller veya yerli işbirlikçilerin önleri kesilmelidir.

Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) uygulamalarını düzenleyen çerçeve bir mevzuat çıkartılmalıdır. KÖİ modelinin, faydalanıcıların yaptığı ödemelerle kendini finanse eden projelerle sınırlı tutulması esas olmalıdır. KÖİ projelerinin fizibilite çalışmalarına paydaşların katılımını, ihalelerde eşitliği, şeffaflığı, rekabetin arttırılmasını ve bu projelerin bağımsız denetime tabi tutulmasını sağlanmalıdır. Yap-İşlet-Devret (YİD) ile yapılan tüm projeler gözden geçirilmeli, haksız menfaat sağlayan projeler tespit edilip, yerli ve yabancı işbirlikçilerinden hesap sorulmalı ve sözleşmeler yeniden gözden geçirilmelidir.

Bölgesel eşitsizlik, Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olup, bu sorun hem gelecekteki iktisadi gelişmeler için bir darboğaz oluşturmakta, hem de sosyal sorunlara kaynaklık etmektedir. Toplumsal yaşam farkı, Atatürk devrimlerinin sonuçlarının bu bölgelerde 100 yıldır etkisiz kalması, bilimsel laik eğitiminin buralarda tam olarak etkin olamaması asıl sorundur.

Sosyo-ekonomik  gelişmişlik  düzeyi bakımından ayrıca bölgelerin kendi içinde de göreli olarak gelişmiş ve az gelişmiş kısımları bulunmaktadır. Ülke  içindeki  bu  gelişmişlik farkları pek çok sosyal ve ekonomik soruna  ve partilerin siyasal propaganda arasındaki farklılıklara ve dini siyasete alet etmelerine neden  olmaktadır. Gelişmişliğin tarihsel açılımına baktığımızda: Osmanlı Devleti döneminde birinci ve ikinci sanayi devriminin ıskalanması ile geri kalmanın ilk adımının da atıldığını, özelikle eğitim, bilim, sanat, kentleşme, ticaret, üretim v.b alanlarda çok geri kalmamız ile birlikte her alanda bağnazlığın hüküm sürmesini en büyük etken olarak saymalıyız.

Daha sonra özellikle, Avrupa’nın hammadde temin etmek için liman kentlerini kullanmaya başlaması ile ülkemizde bölgelerarası gelişmişlik farklılıkları çok daha belirgin hale gelmeye başlamıştır. Yani, bölgeler arasında gelişmişlik farklarının ortaya çıkmasının o yıllardaki en büyük nedenleri arasında ticaret yolları bulunmaktadır. Liman şehirleri ticaret bakımından gelişmişlik gösterirken limanı olmayan diğer şehirlerin gelişmişlikte geri kaldığı görülmektedir. Öte yandan, tarihi olarak sermayenin ve emeğin tek yanlı ve dengesiz olarak belli bölgelerde yoğunlaşması da bir diğer etkendir.

17. yüzyıldan itibaren gelişmiş  ülkelerin  hammadde sağlamaya yönelik kısmi ticari entegrasyon faktörü ile bazı batı ve güney illerin de odaklanan ekonomik gelişmeler Doğu, Güneydoğu, Karadeniz ve İç  Anadolu  bölgeleri aleyhine farklılıkların belirginleşmeye başlamasına neden olmuştur.

Sosyo-ekonomik  gelişmişlik  düzeyi bakımından ayrıca bölgelerin kendi içinde de göreli olarak gelişmiş ve az gelişmiş kısımları bulunmaktadır.

Ülkemizde az  gelişmiş  bölgelerin  temel  özelliklerine baktığımızda ise; faktör verimliliğinin zayıflığını, faktör dağılımının bozukluğu, altyapı yatırımları yetersizliğini, doğal çevrenin gelişmeye imkan vermemesini, gelir  dağılımının  düzensiz  olması  ve nüfusun  dışarıya  göçlerini hızlandırmasını, bilim adamlarının sayılarının azlığını, kullanılan teknolojinin basit ve gelişmemiş olduğunu, nüfusun beslenme düzeyinin düşük ve artış oranının ise yüksek olduğunu, eğitim ve sağlık düzeylerinin düşüklüğünü, ekonomik yapının tarıma dayalı olduğunu, ayrıca halkın çoğunluğunun  tarımsal  kesimde  çalışmasına  rağmen, bu kesimin yarattığı katma değer artış hızının oldukça küçük olduğunu görmekteyiz.

Buna karşılık, gelişmiş bölgelerimizde ise; üretim faktörlerinin verimliliği yüksektir, faktör dağılımında aşırı dengesizlik yoktur veya azdır, altyapı yatırımları yeterlidir, doğal çevre gelişmeye elverişlidir, bölgede gelir dağılımı düzenlidir ve sürekli ucuz işgücü bakımından dışarıdan göç alır, tasarruflara bağlı olarak yatırımların da yüksek olduğunu görürüz. Türkiye’de bölgelerarası eşitsizliğin durumunu ortaya çıkaran göstergeler ise:

1. Kişi başına banka mevduat oranları,

2. Öğrenci-öğretmen oranları,

3. Ortaöğretimde okullaşma oranları,

4. Hekim başına düşen nüfus miktarları,

5. Kişi başına elektrik tüketimi,

6. Kırsal yerleşimlerde asfalt karayolu oranları,

7. Kişi başına düşen katma değer miktarları,

8. İnsani gelişmişlik endeksi,

9. Kişi başına düşen gayri safi milli hasıla miktarları,

10. Tarım, sanayi ve hizmet sektörlerindeki istihdam oranlarıdır. Devam edecek..

Fikrinizi Belirtin

Haber | Yazı ne kadar ilginizi çekiyor?
Haberi | Yazıyı ne kadar beğendiniz?
Görseller Haber | Yazı ile ne kadar alakalı?
Haberi | Yazıyı Arkadaşlarınıza önerme şansınız ne kadar?

Reviews (0)

Bu makalenin henüz bir incelemesi yok. İlk incelemeyi siz yapın!

Çok Okunan Kategoriler

Güncel Haberler

İlgili Haberler