Sayın okuyucular, bu hafta sizleri global ticaretin renkli arenasına, özellikle de iki kadim milletin, Türklerin ve Yahudilerin, iş yapma biçimlerine mizahi bir gözle bakmaya davet ediyorum.
Elbette bu karşılaştırma tamamen kişisel gözlemlere ve abartıya dayanmaktadır, bu yüzden lütfen “ciddiye alınacak bir araştırma” muamelesi yapmayınız. Amacımız sadece tebessüm etmek ve belki de kendi iş yapış şekillerimize dışarıdan bir gözle bakmaktır.
Şimdi, bir Türk tüccarı hayal edin. Pazarlık masasına oturur oturmaz, sanki akrabasıyla konuşuyormuşçasına samimi bir “N’aber canım?” ile söze başlar. Fiyat konuşulmadan önce çaylar gelir, kahveler devrilir, memleket meseleleri halledilir. Sanki iş değil, uzun zamandır görüşülmemiş bir dost sohbetidir. Fiyat konusuna gelindiğinde ise, sanki kan davası güdülüyormuşçasına kıran kırana bir mücadele başlar. Sonunda taraflar yorgun argın bir orta noktada buluşur, ama asıl zafer, “Bak onu da kopardım!” bakışıyla ilan edilir.
Peki ya Yahudi bir tüccar? Onlar sanki ticaret okulundan “Maksimum Kar Elde Etme 101” dersini birincilikle bitirmiş gibidirler. Duygusallığa pek yer yoktur. Her rakamın, her kuruşun hesabı titizlikle yapılır. Pazarlık, satranç oyununa benzer; her hamle önceden düşünülmüştür ve amaç bellidir: kazanmak. Ama bu kazanma hırsı, iş ilişkilerinin uzun vadeli olmasına engel değildir. Aksine, “İki taraf da kazansın ama ben biraz daha fazla kazanayım” gibi ince bir denge gözetilir.
Türkler için ticaret biraz da “helal olsun” meselesidir. Kar etmek önemlidir ama karşı tarafın da mağdur olmaması, “gönlünün olması” önceliklidir. Yahudiler için ise ticaret daha çok rasyonel bir denklemdir. Duygusal bağlar ikinci plandadır; önemli olan arz ve talep dengesi, risk ve getiri analizidir.
Bir Türk tüccarı yeni bir işe atılırken genellikle “Ya Allah bismillah!” der ve biraz da içgüdüleriyle hareket eder. Risk almayı sever, “büyük oyna ki büyük kazanasın” felsefesini benimser. Yahudi bir tüccar ise adım atmadan önce piyasa araştırması yapar, fizibilite raporları hazırlar, riskleri minimize etmeye çalışır. Sanki “Önce sağlam zemin, sonra gökdelen” der gibidir.
Sonuç olarak, ticaret dünyası farklı karakterler, farklı yaklaşımlarla güzeldir. Türklerin sıcakkanlılığı ve pazarlık yeteneği, Yahudilerin analitik zekası ve stratejik düşünmesi, bu alemin vazgeçilmez unsurlarıdır. Belki de sır, bu iki farklı yaklaşımı bir potada eritebilmekte, hem muhabbeti hem de karı dengede tutabilmektedir.
Unutmayın, bu sadece komik bir köşe yazısıdır ve genellemeler her zaman yanıltıcı olabilir. Ama kabul edelim ki, bu iki kadim milletin ticaret anlayışında tatlı ve bazen de kahkahalarla dolu farklılıklar yok değildir!
Haftaya başka bir konuda buluşmak dileğiyle, bol kazançlı günler dilerim!













