23 Nisan 1920 tarihi, Türk Tarihi için bir dönüm noktası olmuştur. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, bu tarihte Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açarak yalnızca Milli Mücadelemizin karar organını belirlememiş, kafasındaki cumhuriyete giden yolu ardına kadar açmıştır.
Milli Mücadele döneminin stratejisini belirleyen TBMM, 29 Ekim 1923 ‘ten itibaren de Cumhuriyet Devrimlerini gerçekleştiren iradenin temsili olmuştur. Bu tarihi günün devrimlere sahip çıkacak olan çocuklara devredilmesi de bugünün anlamının ve değerinin ne kadar büyük olduğunun göstergesidir.
Hürriyet ve bağımsızlığımızın anlamı ulusal egemenliğinizin 105. yılını kutladığımız gün olan ve egemenliği sürdürecek çocuklarımıza armağan edilen bu sebepten tek olan 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bağımsızlık uğruna şehit düşen tüm kahramanlarımızı saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyoruz.
Bu önemli günümüzle ilgili sanat ve medya dünyasından önemli isimlerin düşüncelerini sizlerle paylaşıyoruz.

Ilgaz Çınar (futbol yorumcusu):
23 Nisan ile alakalı şunu söyleyebilirim. Biz eski kutlama kültürümüzü kaybettik. Maalesef sıradan bir gün haline getirdik. Daha doğrusu benim görüşüm bu şekilde. Halit Kıvanç’lar zamanı ki benim çocukluğuma denk geliyor; TRT’nin yapmış olduğu programlar ,yurtdışından gelen çocukların öğrenci değiştirme programındaki gibi aile ziyaretleri ve burada kalmaları çocukların onlarla kaynaşmaları. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bize ve bütün dünya çocuklarına armağan ettiği bugünü daha heyecanlı, daha keyifli kutlamayı isterdik ama tam olarak nerede o eski bayramlar havasında yaşıyoruz. Umarım bundan sonra hak ettiğimiz şekilde çocuklar hak ettiği şekilde bu mükemmel günü kendilerine armağan edilmiş bugünü kutlayabilir.

Makbule Meyzinoğlu (oyuncu):
23 Nisan
Sevgili çocuk,
Ninnilerle, masallarla sahile vurdun, öldürüldün, gömüldün, yıkılan binaların altında nefes verdin, otellerde yandın, tren raylarında toza karıştın, satıldın, evlendirildin, doğurdun, pazarın ortasında kalbinden bıçaklandın, tutuklandın. Biz seni koruyamadık çocuk!
Masumiyetini kaybetmeden, gözlerindeki ışığın kararmadan elimi tut çocuk, insanlığı baştan yaratalım.

Gizem Tataroğlu (yönetmen)
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı; çocuklara ve yarınlara umutla bakmamızı sağlayan, halkın egemenliğine, adalete, özgürlüğe ve anayasal haklarımıza sahip çıkma sorumluluğunu hepimize hatırlatan bir bayramdır.

Aslı Everi (yazar)
Ellerini tuttum önce, sonra yüzüne baktım gözleri ışıl ışıl, öylece dimdik suratıma bakıyor. Aramızda henüz sözlü bir iletişim yok, göz kırpmama oyunu oynuyoruz ben dayanamıyorum gözlerim yaşarıyor, kırpıyorum. “Kazandım, bir-sıfır,” diye bağırıyor. Çocuksu, sıcacık bir gülümseme yayılıyor yüzüme, içimden “Yaşasın, konuştu,” diyorum. Gözleri tıpkı benimki gibi kocaman ve yemyeşil, “İsmin ne senin güzel kız?” aramızdaki çekime kapılıp “Aslı,” diyor. “İnanmıyorum, adaşız, biliyor musun benim de adım Aslı,” diyorum. “Biliyorum çünkü ben senim…” diyor.
23 Nisan 2025, saat 07.30
Telefonumun alarmı açık kalmış, sıçrıyorum. Henüz çok erken, hem bugün tatil değil mi? Uykuma devam etmek istiyorum, gözlerim yeniden çocuk Aslı’ya kapansın onunla baş başa kalalım istiyorum. Yok alarm çaldı bir kere, düş zamanı yeniden kurulmuyor, Aslı’da gelmiyor. Doğruluyorum hafifçe, sabahlığımı geçirip üzerime ayılma likidimi demlemeye gidiyorum. Aklımda hep Aslı var, bana diyecekleri vardı eminim, o gözleri tanırım ben, nasıl alarmı kapatmayı unuturum, lanet olsun! Alt sokaktaki ilkokulun bahçesinden İstiklal Marşı duyuluyor, tören başladı, hemen balkona koşuyorum. Hazır oldayım ve her zamanki gibi gözlerimden akan yaş yanaklarımı gıdıklıyor.
“Bugün 23 Nisan, neşe doluyor insan” tekerleme halinde içimden fışkırıyor, birkaç gün böyle devam eder artık. İçerden kahvemi alıyorum, hava güneşli, insanın içi umutlanacak gibi ama suratsızım, neşe dolu falan da değilim. Başta kendi çocukluğum olmak üzere, tüm çocuklara karşı kapanmayan yüklü bir borcun içinde hissediyorum kendimi. Gözüm seğiriyor, geceden balkon demirlerine astığım bayrağın kırmızısına düşüncelerim karışıyor. Okulun bahçesinde törene katıl “mış” gibi görünen kaç çocuk aslında çocuk değil? Ya da daha katılması gereken onlarca tören varken bir daha hiçbirine gidemeyecek kaç çocuk gitti ciğerimizden? Bir çocuk ne zaman çocuk olmaktan çıkar? Toplumun yüz karasında kendi elinden tutamayacak kadar biçare bırakılıp, “sen artık büyüdün,” cümlesinin zamansız gelişiyle tacize uğradığında mı, çocuk gelin olduğunda mı, çarpık düzenin kalbine sapladığı adalet yoksunu bıçakla mı? Çocuklar ne zaman büyürler, neden büyürler, kim büyütür onları? Fiziken veya ruhen kim öldürür bir çocuğu? Beni kim öldürdü mesela, Aslı neden geldi rüyama, ne söylemek istedi bana, neden bir-sıfır kazandı oyunu? Bugün ülkemin törenlerinde kaç Narin, kaç Ahmet yok? Ben çocuk Aslı’yı tutup elinden gitse miydim okuldaki törene? Herkesi kucaklayıp yeni günlerden, güzelliklerden ve gelecek olan kutlu yarınlardan bahsetsem yürekten inanırlar mıydı bize? Belki gelmezdi Aslı, “Sen de geç kaldın diğerleri gibi!” derdi.
Güneş buluta seslendi demin, yağmur çiselemeye başladı, gözyaşlarımın arasından bir balık düştü avuçlarıma, çocukların sesini duymuyorum artık, tören bitmiş olmalı. Yarın iş günü ama alarmı kurmayacağım. Bu gece, belki bir daha gelene kadar her gece bekleyeceğim Aslı’yı, gelirse onun nezdinde özür dileyeceğim içimizdeki çocuklardan.













