Marketin ortasında kendini yere atan bir çocuk. Oyuncağı alınmadığı için bağıran, kardeşine vuran ya da “Seni sevmiyorum!” diye haykıran küçük bir yürek. Çoğu zaman bu davranışları şımarıklık, saygısızlık ya da inatçılık olarak yorumluyoruz. Oysa çocukların öfkesi, çoğu zaman bize karşı değil henüz ifade edemedikleri duyguların dışa vurumudur.
Bir çocuk öfkelendiğinde aslında “Beni anla, Kendimi kontrol edemiyorum, yardıma ihtiyacım var” demeye çalışıyor olabilir. Biz yetişkinler öfkeyi çoğu zaman kötü bir duygu olarak görürüz. Oysa öfke, tıpkı mutluluk, üzüntü ya da korku gibi doğal bir duygudur. Sorun öfkede değil, öfkenin nasıl ifade edildiğindedir. Çocuklara Öfkelenme demek yerine, Öfkelendiğinde ne yapabileceğini öğretmek çok daha kalıcı bir yaklaşımdır.
Çocuklar duygu düzenleme becerisiyle dünyaya gelmezler. Bu beceriyi anne babalarını izleyerek öğrenirler. Yani evde sesler yükseldiğinde, sorunlar bağırarak çözüldüğünde ya da duygular bastırıldığında çocuk da aynı yolu model alır. Çünkü çocuklar söyleneni değil, gördüklerini öğrenir.
Peki, bir öfke anında nasıl davranmalıyız?
Öncelikle çocuğun duygusunu kabul etmek gerekir. Buna çok kızdığını görüyorum demek, onun davranışını onaylamak değil duygusunun fark edildiğini hissettirmektir. Kendini anlaşılmış hisseden bir çocuk, sakinleşmeye çok daha kolay yaklaşır.
Öfke nöbeti sırasında uzun nasihatler vermek, ceza uygulamak ya da kıyas yapmak ise genellikle işe yaramaz. Çünkü o anda çocuğun beyni düşünmekten çok hayatta kalma modundadır. Önce sakinleşmeye, sonra konuşmaya ihtiyaç duyar.
Sakinleşmenin ardından birlikte çözüm üretmek önemlidir. “Bir dahaki sefere sinirlendiğinde ne yapabiliriz?” sorusu, çocuğun problem çözme becerisini geliştirir. Derin nefes almak, biraz su içmek, güvenli bir köşede dinlenmek, resim yapmak ya da duygularını konuşmak zamanla etkili stratejilere dönüşebilir.
Burada unutmamamız gereken bir nokta daha var: Her öfke nöbetinin altında mutlaka bir ihtiyaç vardır. Açlık, uykusuzluk, yoğun ekran kullanımı, ilgi ihtiyacı, kardeş kıskançlığı ya da gelişim dönemine özgü zorluklar çocukların öfkesini artırabilir. Bu nedenle yalnızca davranışa değil, davranışın nedenine de odaklanmalıyız.
Sınır koymak da öfke yönetiminin önemli bir parçasıdır. Sevgiyle konulan net sınırlar, çocukların kendilerini güvende hissetmelerini sağlar. Vurmana izin veremem ama kızgın olduğunu görüyorum cümlesi hem sınırı korur hem de duyguyu kabul eder. Böylece çocuk, duygularının kabul edildiğini ama her davranışın kabul edilemeyeceğini öğrenir.
Ebeveynlik kusursuz olmak değildir. Bazen biz de öfkelenebilir, sesimizi yükseltebiliriz. Önemli olan hata yaptığımızda bunu fark edip telafi edebilmektir. Çocuğundan özür dileyen bir ebeveyn, ona zayıflığı değil; sorumluluk almayı ve ilişkileri onarmayı öğretir.
Çocuklarımızın bugün yaşadığı her duygu, yarının karakterini şekillendiriyor. Öfkesini tanıyan, ifade edebilen ve yönetebilen çocuklar; ileride daha güçlü ilişkiler kuran, sorunlarla daha sağlıklı başa çıkan bireyler olurlar.
Belki de bugün kendimize şu soruyu sormalıyız: Çocuğumun öfkesini susturmaya mı çalışıyorum, yoksa bana anlatmak istediğini gerçekten dinliyor muyum?
Çünkü bazen bir çocuğun en büyük ihtiyacı, onu hemen susturacak bir yetişkin değil; onu gerçekten anlayacak bir yetişkindir.













