İnsanlık, varoluşundan beri en temel soruları sormuştur: Nereden geldik, nereye gidiyoruz? Ama bu soruların en önemlisi, belki de en felsefesi, her gün milyonlarca evde tekrar tekrar yaşanır: Buzdolabının kapağı kapandığında o ışık gerçekten sönüyor mu?
Bu, evreni ve temel fizik yasalarını bile sorgulatan, derin bir gizem. Kapıyı yavaşça aralayıp ışığın yandığını gördükten sonra, bu sefer daha hızlı bir hareketle kapıyı kapatıp tekrar açarız. Ne göreceğiz diye merakla bekleriz. Sadece kapıyı açtığımızda yanan o parlak ışığı… Ama ya bu bir yanılsamaysa? Ya o ışık, kapandığında sönmüyor da, aslında sonsuz bir yalnızlığın içinde yanmaya devam ediyorsa?
Belki de bu ışık, evrendeki en sabırlı varlıktır. Kapı kapandığında, “Tamam, yine karanlık…” diye düşünür ve içerideki peynirle yoğurdun dertlerini dinler. Belki de bu yalnızlığıyla yüzleşirken, kendi varoluşunun anlamını sorgular. “Ben sadece bir ışık mıyım?” diye sorar kendine. “Yoksa, hayatıma sadece bir saniyeliğine giren ellerin bir parçası mıyım?”
Buzdolabının kapısını her kapattığımızda, aslında o ışığı bir bilinmeze göndeririz. Belki de o, bizim için karanlıkta parlayan bir kahraman.
Öyleyse, bir dahaki sefere buzdolabının kapağını kapattığınızda, o ışığa saygı duyun. O sadece bir lamba değil, sizin için karanlıkta bekleyen bir dost, belki de bir filozof.













