“Öyle zamanlar gelip çattı ki/Olağan sayılır oldu arsızlık
Utanç utanıp çekildi köşesine/Esip gürlüyor utanmazlık
Sözünün eri olmak bir deyimdi/Doğru insanı tanımlayan
Şimdi baş köşede ağırlanıyor/Dün tükürdüğünü bugün yalayan”
Şair Ataol Behramoğlu “Erdem ve Erdemsizlik” şiirinin bir bölümünde böyle diyor… Şöyle bir dönüp baktığımızda; dünyayı dünyalığından, insanı insanlığından utandıran ne kadar çok şeye tanıklık ediyoruz değil mi?..
İyiliği büyük boyutta tüketmiş durumdayız ne yazık ki…
Ağızlarda günah ve ahlak düşmezken, kötülük çeşitleri ve miktarı nasıl bu kadar çoğaldı ve de sıradanlaştı? Günbegün, arkası kesilmeyen fenalıklar, rezillikler doluyor hayatlarımıza…
Çürüyen yanlarımız ve bozulma, durmaksızın sinsi bir şekilde yayılıyor. Tıpkı kanser hastalığındaki metastaz gibi… Bu ülkeye ve hayatlarımıza daha ne kadar kötülük sığdıracağız bilmem ki… İyi, doğru ve dürüst insan olarak yaşama olanağının tükenmekte olduğu zamanlardayız. Eskiler; “dünya iyi insanların yüzü suyu hürmetine dönüyor” derlerdi.
Gel gör ki o iyilerin de iyiliklerin de sayısı hızla eksilmekte. Var olan iyilerin çabası da yetmiyor artık… Bozuk ve çürük bir sistem, o sistem içinde yaşayan herkesi ve her şeyi kaçınılmaz olarak bozar ve çürütür. İnsan bozulunca da zaten her şey kolayca bozulur.
Fizikteki “birleşik kaplar kuralı”, toplumlar için de geçerlidir. Bir taraf bozuk ve çürükse, bu diğer tarafa da sirayet eder. Bu kaçınılmazdır. Çürüyen bir toplumda ise; siyasetçisi de doktoru da memuru da satıcısı da… Kısacası herkes çürür ve bozulur. Zira birçok şey gibi kötülük de bulaşıcıdır…
Edip Cansever’in “Mendilimde Kan Sesleri” şiirinin iki dizesi şöyledir: “Ah güzel Ahmet abim benim, insan yaşadığı yere benzer”
Ozan Serdari’nin, “Arzuhal eylesem deftere sığmaz” demesi gibi liste kabarık. Biz bir kısmını yazalım bari… Eğer bir toplumda:
Yapanın yanına kâr kaldığı düşüncesi hâkimse…
Para, din iman dâhil her şeyin, tüm değer yargılarının en üstüne çıkmışsa.… Utanmazlık yükselen değerlerden biri olmuşsa…
Yalan ve sahtekarlık yeni bir ahlak modeli olmuşsa…
Adamını bulanın, gücü olanın her şeyi yapabileceğine inanılıyorsa…
Vicdan terazisi bozulmuşsa…
Gerçekler ve doğrular bozuk para gibi harcanıyorsa…
Zihinler her türlü kazanmaya (para, güç, mevki, makam vs.) odaklanmış ve bunun için de her şeyi yapmayı, her yolu denemeyi mübah gören şekilde kurgulanmışsa.
Ve bu mantaliteye sahip büyük bir kitle topluma egemen olmuşsa…
Onursuzluk olan ikiyüzlülük normalleşmişse, görgüsüzlük revaçtaysa.… Adalete güven kayıplardaysa… Hakkaniyet sefil bir haldeyse…
Torpil ve adam kayırma (nepotizm) belası liyakati katletmiş, hayatları altüst etmişse… “Bizden biri” diye liyakatsizlik savunuluyorsa…
Her türlü haksız kazançlar başarı diye tanımlanıyor ve bununla övünülüyorsa… Riya, aldatmaca, iftira, kurnazlık, entrika, vasatlık her yerde kendine yer buluyorsa…
Güvensizlik toplumu kemiren bir virüstür. Ve kimse birbirine itimat etmiyorsa…
Dürüstlüğün insana kaybettirdiği algısı varsa zihinlerde…
Siyaset dünyasıyla yalan dünyası iç içe geçmişse, kötülük her partide boy veriyorsa, güce teslim olunuyorsa, koltuk için ilkelerden, onurdan vazgeçiliyorsa, kısacası siyasette yaşananlar mide bulandıran hale dönüşmüşse… Demokratik normlardan uzaklaşılmışsa…
Toplumda kavga, tehdit, hakaret, şiddet ve suç oranları durmadan artıyor ve yaygınlaşıyorsa…
Hepimizde şu veya bu oranda korku hissederek konuşuyor ve davranıyorsak…
Hukukun ve temel insan haklarının çiğnenmesine, hiçe sayılmasına ses yükseltenler baskılanıyorsa…
“Burası Türkiye” diyerek anormallikler normal karşılanıyorsa…
Umutsuzluğa düşen, yüzü gülmeyen, sinirli, mutsuz ve güne olumsuz ruh haliyle başlayanların sayısı çığ gibi çoğalıyorsa…
Kötülüğü sorgulamayan, karşı çıkmayan, hatta benimseyen cehalet varsa…
İşte o toplum, kaçınılmaz olarak iliklerine kadar toplumsal bir yozlaşma, bozulma, çürüme ve çözülme yaşar. Ve bunun sonucunda o toplum, bir obruk gibi içine göçer. Bundan kaçamaz…
Kötülüğün sahibi olan kötülere tahammül edildikçe, karşı çıkılmadıkça onların da kötülükleri çoğalır. Bu durumda tahammül değil itiraz, karşı çıkış ve mücadeledir doğru olan yol…
Ahmet Telli’nin dizelerinde ifade ettiği gibi: “Bir şeyler var değişecek; bir şeyler var değiştirmemiz gereken.”
Evet bir şeyler yapmalı ve bu böyle gitmemeli…












