Bir yudum kahve… En güzel kahve, kendinle içtiğin kahvedir. En azından konuştuklarını bir sen duyarsın. Çünkü asla bitmeyecek hatır kendine olandır. Hem konuşursun, hem dinlersin, hem de kararlar verirsin.
Habeşli bir tanıdığımın sözleri aklıma geldi. “Kahve kederden içilir, son raddeye kadar kavurup simsiyah yapacaksın ki tadı acı olsun, her acıyı örtsün. Mutluluktan bir şey içeceksen git naneli çay iç” demişti. Arada bir yapıyorum naneli çay… ☺️
Sanırım insanlık tarihi boyunca her içeceğe bir şeyler yakıştırılmış. Ancak kahveye yazılan methiyeler gibisi yok sanki. Öyle ya! Kahve yalnızlığın içeceğidir. İnsan sadece yalnızken gelişebilir.
Bizler büyürken, gerek kültürel gerek ailesel öğretilerin yüklenmesiyle geliştiğimizi sanıyoruz. Başımıza gelen her olumsuz olaydaki tepkilerimiz, aslında ne kadar gelişmediğimizi gösteriyor.
Birey olarak hissedip, bazı kişisel gelişimlerimizi tamamlamaya başladığımızda emin olduğumuz tepkilerin, anlık olarak farklılaşmasına şahit olabiliriz. Çünkü çevresel faktörlere maruz kalıyoruz.
Hal böyle olunca, doğallığın ve samimiyetin olmasını beklediğimiz yerlerde, bunları da yitirebiliyoruz.
Bana göre asla saygıdan ödün vermemek, (yerdeki karıncanın bile hakkına riayet etmek) birinci kural, bile isteye yapılan her şeyde, tek tarafı suçlamamak ikinci kural olmak üzere, eksik gelişimi tamamlamak mümkün.. (Taraf dediğim şey, yaşadıklarımızdır)
Böyle öğretici bilgi gibi yazdığıma bakmayın lütfen. Iskalamak! Son zamanlarda başımıza hep gelen ve farkında olmadığımız şeyi söylemeye çalışıyorum.
İlk önce bize yüklenmiş öğretilerin gölgesi, sonra da hayata karşı kaybettiğimiz samimiyetin sağanağında ıslandığımız ıskalamak! Bir kahvenin ilk yudumuyla hatırımıza düşer bunlar genelde.
Ne sırtlandığımız öğretiler, ne çevresel faktörler hayata karşı samimiyetimizi bozmasın…
İnsanlar mı?
Herkes kendi yerini seçiyor zaten… Kimi bir kahveye eşlik etmeyi, kimi bir kahve başında yalnız bırakmayı işte…
İnce düşündükçe inciniyor insan… incindikçe bin parçaya bölünüyor ve her bir zerresi kainatta başıboş kalıyor İncindikçe incitmeyi öğreniyor sonra…
Her bir zerresindeki gücü anlamak yerine, inciterek güçsüz olmayı seçiyor. Iskaladığı her an için bedel ödetir gibi…
Öyle acılar vardır ki, ihtiyacımız olan olgunluğu kazanmak için üzerimize yapışmıştır adeta. Kahvenin telvesi gibi gelir tadı. Acı ama tatmaktan alamazsın kendini ve o tortu olmazsa olmaz. Birazı da pişmanlıklarımızdır.
Pişmanlıklarımızı düzeltmenin bir yolu var mı? Belki bir resim yapmak ya da yazı yazmak yoluyla teselli olabiliriz. Bir sanat dalıyla gelişerek oyalanabiliriz. Pişmanlıklar geride bırakılmalı çünkü.
Şimdi bir fincan kahve yapın kendinize ve için, boşalınca telvesini de tadın… Tadın ki, pişmanlıkların tadı ders olsun, kalsın damağınızda.
“En güzel kahve kendinle içilen kahvedir” diye başlamıştık söze. Bir de dolu verip boş aldıklarımızı boşverebilirsek bu iş tamam olabilir diye bitirelim…
Sevgiyle kalın efendim….













