Ankara’da yaşayan her evladın kalbinde, o gri betonun ve ciddiyetin altında yatan, bir o kadar sıcak ve samimi bir duygu vardır: anne sevgisi. Bu sevgi, sadece bir kişiye duyulan bir duygu değil, aynı zamanda şehrin ruhuyla harmanlanmış, başkente özgü bir bağlılıktır.
Ankara’da anneyi sevmek, ilk olarak onun o bitmeyen şefkatli yemeğine sığınmaktır. Dışarıda dondurucu bir ayaz, bürokratik bir toplantı ya da bitmeyen bir trafik çilesi ne olursa olsun, eve döndüğünüzde sizi bekleyen o anne yemeği, tüm yorgunluğunuzu alır. O yemek, sadece midenizi doyurmakla kalmaz, aynı zamanda ruhunuzu da dinlendirir. Bir bakıma, annenin sıcak tabağı, Ankara’nın soğukluğuna karşı en etkili panzehirdir.
Bu şehirde anneyi sevmek, aynı zamanda onun endişe dolu telefonlarını da sevmektir. Hava durumunu, yol durumunu, hatta siyasi gelişmeleri bile size soran bir ses, aslında size olan derin bağlılığının ve merakının bir göstergesidir. “Oğlum/kızım, kar yağacakmış, üzerine bir şey giy,” diyen bir anne, sadece bir giysi hatırlatması yapmaz; o, tüm hayatınız boyunca üzerinizde taşıyacağınız bir sevgi zırhı giydirir.
Ankara’da annenin varlığı, adeta şehrin o ciddi, resmi ve mesafeli duruşuna karşı bir başkaldırıdır. O, evinizin en sıcak köşesi, ruhunuzun en samimi dinlenme yeridir. Ankara’da anne sevgisi, sadece bir duygudan öte, hayatın zorluklarına karşı sizi ayakta tutan, sarsılmaz bir bağdır. Ve her Ankaralı, bu bağın ne kadar değerli olduğunu bilir.













