Trafik yoğun… Kırmızı ışık yanıyor; yeşile geçtiği an arkadaki arabanın kornası çalıyor, sanki siz hareket etmeyecekmişsiniz gibi. Kaldırımda yürürken son sürat geçen bir araç, bozuk yolda biriken suyu üzerinize kolayca sıçratabiliyor.
Belediye otobüslerinde inen ve binen yolcular aynı kapıda buluşunca kargaşa yaşanıyor. “Arkaya doğru ilerleyin” deniliyor ama galiba arkayı göremeyen sadece ben değilim. Ücret artışı olduğunda ise yeni tarifeye geçmek hiç gecikmiyor. Semt pazarından “Yeni geldi, çok taze.” denilerek aldığınız meyveler, eve vardığınızda çürük çıkabiliyor. Her yağmurda dereye dönen kaldırımlar, su baskınına uğrayan dükkânlar… Her şey yolundaymış gibi, “Hallederiz.” mantığıyla dönen bir çark.
Parası olduğu için kendini güçlü sananlar, hayatı keskin çizgilerle ayıranlar, kendini aşırı beğenen kibir yüklü insanlar… Dünyanın merkeziymiş gibi yaşayanlar, iyiliği unutanlar ya da sadece görünmek için iyilik yapanlar… Tatilini, yediğini içtiğini, son model arabasının rengini paylaşanlar… Hangimiz gerçek dünyada yaşıyoruz?
Bir yanda savaşı yaşayan, bir parça ekmeğe muhtaç çocuklar; su kuyularında bir damla su bekleyen insanlar; geceleri el ayak çekildiğinde market çöplerini karıştıranlar… Diğer yanda ise “Barışı ve mutluluğu getiriyoruz.” diye saatlerce toplantı yapan kravatlı insanlar. O toplantılar sürerken kaç kişi daha bir günü bile göremeden bu dünyadan ayrılıyor?
Dünyayı paylaşamıyorlar. Oysa ömür bittiğinde sana ait sandığın beden bile senden ayrılacak. Sahip olduğunu düşündüğün her şey geride kalacak. Sen ise bunun çoğu zaman farkında bile olmayacaksın.
Telefona baktığımda gerçekten samimi kaç kişi var diye düşünüyorum. Bir elin parmaklarını geçmiyor. Bir yere gidip biraz soluklanmak istiyorsunuz; hemen size tanımadığınız insanlar anlatılıyor, başkalarının hayatları konuşuluyor.
Oysa hayatı tadında yaşamak için çok şeye gerek yok. Günaydınla başlayan bir sabah, dostla içilen bir kahve, sokak hayvanına bırakılan bir kap su, bir yaşlıyı ziyaret edip alınan içten bir hayır duası…
Mezarlıkta dua ile geçirilen birkaç saat… Belki de öze dönüş tam olarak budur. Arınmak, Yaradan’a şükretmek, yaratılanı sevmek, kötülüğü en güzel hükmü verecek olana bırakmak… İnsanın yapması gereken aslında ne kadar da sade bir hayat.
Sevgi kapınızın misafiri olsun ki insan olduğumuzu hiç unutmayalım.











