Gelenekleri yaşatmak, insana biraz da insan kalmayı hatırlatır. Kurban Bayramı’nda çocukken, o heyecan bambaşkaydı.
Yeni ayakkabılar, sabun kokusu, evin içinde bir neşe… Babam tıraş olurken, ben ayna karşısında saçlarımı düzeltiyorum. Mahallede herkes mutlu, herkes birbirinin yüzüne bakıyor. İşte o zamanlar, bayram hem gelenekti, hem görenek. Hem birlik, hem de hürmet vardı. Ama bir bayram sabahı…O sabah her şey değişti içimde. İnsanlar kurbanını kesmişti; Ve anneme “pay” diye bir torba verildi. Açtığında, içinde kemiğin dışında bir şey yoktu. Annem eline bıçağı aldı, saatlerce o kemiği sıyırmaya çalıştı. Çünkü sofraya biraz da olsa et koymak istiyordu. İzledim, sustum, ve içimde bir söz vardı: Bir gün ben de kendi kurbanımı keseceğim, ve o payın aslında ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu herkese göstereceğim. Ve öyle yaptım.
Çalıştım, büyüdüm, her yıl kurban kestim. Ama hep en etli, en dolu yerleri tercih ettim. Çünkü o gün, bir kemiğin çocukta nasıl iz bıraktığını hiç unutmadım. Şimdi soruyorum sana: Pay vermek sadece bir zorunluluk mu? Yoksa içten gelen bir sorumluluk mu? Kurban Bayramı senin için bir gösteri mi, yoksa bir gelenek mi? Bizim topraklarda paylaşmak vardı. Komşunun çocuğu aç mı diye düşünmek…İki tabak fazla koymak ayıp değil, görevdi. Ama ne olduysa oldu…Gelenekler sustu, görenekler gömüldü. Bayram, artık tatil, pay ise formalite. Biz unuttuk vicdanı. Unuttuk insan olmayı. İşte bu yüzden yazıyorum. Unutulmasın diye. Bir kemiği sıyıran anneleri hatırlatmak için. Bir daha hiçbir çocuk, o torbada eksiklik görmesin diye. Çünkü kaybettiğimiz şey sadece adet değil, vicdan. Kurban Bayramı mübarektir. Ama gerçekten mübarek olan, nasıl davranacağındır. İşte bu yüzden, hatırlayın…Bayram, sadece hatırlamak değil, hatırlatmak için vardır.













