Bir bilim insanına vefa, yalnızca geçmişte yapılan çalışmaları hatırlamak değil; geleceğin teknolojilerine yön veren bilimsel emeği görünür kılmaktır.
“Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” başlığıyla bir yazı dizisi hazırlamaya başlarken, zamanla aklıma daha geniş kapsamlı vefa yazıları kaleme almam gerektiği fikri düştü. Çünkü vefanın yalnızca edebiyat ve sanat alanında değil; bilime, akademiye, topluma ve insanlığa katkı sunan herkes için bir sorumluluk olduğuna inanıyorum.
Bir toplumun hafızası yalnızca sanatçılarını, şairlerini ve yazarlarını hatırlamakla oluşmaz. O toplumun bilim insanlarını, araştırmacılarını, öğretmenlerini, düşünürlerini ve insanlığın bilgi birikimine emek veren isimlerini de hatırlaması gerekir. Çünkü bilimsel ilerleme çoğu zaman görünmeyen bir emeğin sonucudur.
Bir akademisyenin yıllarını verdiği araştırmalar, laboratuvarlarda geçirilen uzun saatler, okunan sayısız makale, yetiştirilen öğrenciler ve bilimsel çalışmalar çoğu zaman toplumun günlük hayatında görünmez. Oysa bugün sahip olduğumuz bilimsel bilginin ve geleceğe ilişkin umutlarımızın arkasında bu görünmeyen emeğin büyük payı vardır.
İşte bu nedenle bilim insanlarına vefayı önemli buluyorum.
Bazen bir bilim insanını tanımak, hiç beklemediğiniz bir araştırmanın peşine düşmenizle mümkün olur.
Prof. Dr. Erol KAM’ın çalışmalarını tanımam da böyle bir araştırma sürecinin sonucunda gerçekleşti.
Bir bilimsel konu üzerine yaptığım araştırmalar sırasında, bu alanda Türkiye’de çalışmalar gerçekleştirmiş akademisyenleri incelemeye başladım. Araştırmalarım sırasında Prof. Dr. Erol KAM’ın adına ve çalışmalarına rastladım.
Bir ismin karşısına çıktığınızda yalnızca akademik unvanına bakıp geçebilirsiniz. Ben ise biraz daha araştırmayı tercih ettim. Çünkü bir insanın gerçek hikâyesi çoğu zaman unvanının arkasında saklıdır.
Prof. Dr. Erol KAM kimdir?
Prof. Dr. Erol KAM, nükleer bilimler, nükleer teknoloji, nükleer uygulamalar ve radyasyon teknolojileri alanlarında çalışmalar yürüten bir akademisyendir. Günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar Anabilim Dalı’nda profesör olarak görev yapmaktadır.
1977 yılında doğan Prof. Dr. Erol KAM, 1999 yılında fizik bölümünden mezun olmuş; yüksek lisansını çevresel radyoaktivite, doktorasını ise dijital nötron radyografi sisteminin tasarımı üzerine tamamlamıştır. Doktora sonrası çalışmalarını Münih Teknik Üniversitesi NECTAR II Araştırma Reaktörü’nde dijital nötron tomografisi alanında sürdürmüş; farklı ülkelerde ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı bünyesinde nükleer uygulamalar alanında eğitim ve araştırma faaliyetlerinde bulunmuştur.
Bilimsel çalışmalarının yanı sıra genç araştırmacıların yetişmesine de katkı sunan Prof. Dr. Erol KAM’ın danışmanlığını yaptığı çalışmalar arasında 2019 yılında tamamlanan, “Nikel-63 ve Prometyum-147 Radyoizotopları ile Güçlendirilmiş Betavoltaik ve Doğrudan Şarjlı Nükleer Pillerin Deneysel İncelenmesi” başlıklı doktora tezi de bulunmaktadır.
Akademik proje kayıtlarında da Ni-63 ve Pm-147 radyoizotoplarıyla güçlendirilmiş betavoltaik ve doğrudan şarjlı nükleer pillerin deneysel incelenmesine yönelik bir araştırma projesi, 2019 yılında yürütücülüğünü yaptığı çalışma olarak yer almaktadır.
Prof. Dr. Erol KAM’ın akademik çalışmalarına baktığımda karşıma, nükleer bilimler, nükleer teknoloji, nükleer uygulamalar ve radyasyon teknolojileri gibi alanlarda uzun yıllara yayılan bir akademik emek çıktı.
Bu yazıyı kaleme alma düşüncem de tam olarak burada oluştu. Bir bilim insanının yaptığı çalışmaların yalnızca akademik çevrelerde kalmaması, toplum tarafından da bilinmesi gerektiğine inanıyorum.
Çünkü bir bilim insanının asıl hikâyesi yalnızca sahip olduğu unvanlarda ve yayımladığı çalışmalarda değil; yıllar boyunca bilgi üretmek, araştırmak, öğrenciler yetiştirmek ve kendisinden sonra gelecek araştırmacılara bir bilimsel birikim bırakmak için harcadığı emekte saklıdır.
Bilim yalnızca laboratuvarlarda üretilmez
Bilim, yalnızca laboratuvarlarda gerçekleştirilen deneylerden ibaret değildir. Bilim aynı zamanda bir toplumun geleceğe bakış biçimidir.
Bir toplumun bilim insanlarına verdiği değer, aslında o toplumun bilgiye verdiği değerin de göstergesidir.
Bilim insanı yalnızca bugünün problemlerine çözüm aramaz. Aynı zamanda gelecekte karşılaşılabilecek sorunlar karşısında insanlığın bilgi birikimini güçlendirecek çalışmalar yürütür.
Bu nedenle akademik çalışmaların toplumsal karşılığını yalnızca “ne işe yarıyor?” sorusuyla değerlendirmek eksik kalabilir. Bazen bir araştırmanın gerçek değeri yıllar sonra ortaya çıkabilir.
Bazen bugün küçük görünen bir bilimsel çalışma, gelecekte önemli bir teknolojik gelişmenin altyapısına katkı sağlayabilir. Bazen de bir bilim insanının yetiştirdiği öğrenciler, onun bilimsel mirasının en önemli parçalarından biri hâline gelebilir.
Bilimin gücü biraz da buradadır.
Bilim insanlarını görünür kılmak
Günümüzde toplum olarak çok sayıda insanı tanıyoruz. Sanatçıları, sporcuları, televizyon programcılarını, sosyal medya fenomenlerini ve kamuoyunda görünür olan pek çok kişiyi biliyoruz.
Fakat bilim insanlarının isimleri aynı ölçüde gündelik hayatımıza girmiyor.
Bu durum üzerinde düşünmemiz gerektiğine inanıyorum.
Çünkü bir toplum gençlerine hangi insanları örnek gösteriyorsa, aslında gelecekte nasıl bir toplum olmak istediğini de anlatıyor.
Gençlerimize yalnızca şöhreti değil, emeği de göstermek zorundayız.
Başarıyı yalnızca görünürlükle değil, bilgi üretmekle de ilişkilendirmeliyiz.
Bir bilim insanının yıllarca süren çalışmasını gençlerin önüne koymak, onlara başarının yalnızca alkışlanmak olmadığını; bazen yıllarca sessizce çalışmak ve bilgi birikimine katkı sunmak anlamına geldiğini göstermenin de bir yoludur.
Vefa, geleceğe karşı da bir sorumluluktur
Ben vefayı yalnızca geçmişe dönük bir duygu olarak görmüyorum.
Vefa aynı zamanda geleceğe karşı bir sorumluluktur.
Geçmişte emek veren insanları hatırlamak, bugün emek verenleri görünür kılmak ve geleceğin gençlerine örnek olacak isimleri tanıtmak bu sorumluluğun parçalarıdır.
Bu nedenle Prof. Dr. Erol KAM’ın çalışmalarına dikkat çekmek benim için yalnızca bir akademisyeni takdir etmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda bilimin toplumdaki görünürlüğüne küçük bir katkı sunmak anlamına geliyor.
Çünkü bilim insanlarının yaptığı çalışmalar ne kadar değerli olursa olsun, toplum onları tanımıyorsa bilim ile toplum arasındaki bağ zayıflayabilir.
Oysa bilimin toplumla buluşması gerekiyor.
Bilginin yalnızca üniversitelerin duvarları arasında kalmaması gerekiyor. Gençlerin bilim insanlarının hikâyelerini bilmesi, araştırmaya ve öğrenmeye özendirilmesi gerekiyor.
Gençlere bırakılacak en değerli miras
Bir gencin bilime merak duyması, soru sorması, bilmediği bir alanı araştırması ve öğrenmeye çalışması başlı başına değerlidir.
Elbette bilimsel bir iddianın değer kazanması için uzmanlık, yöntem, araştırma ve doğrulama gerekir. Ancak merakın kendisi de korunması gereken bir başlangıçtır.
Bir çocuğun veya gencin “Bunu daha fazla öğrenmek istiyorum.” diyebilmesi, toplum açısından küçümsenecek bir şey değildir.
Tam tersine, o merakın doğru insanlarla, doğru kurumlarla ve doğru bilimsel yöntemlerle buluşmasını sağlamak hepimizin sorumluluğudur.
Bu nedenle gençlerin karşısına yalnızca başarı hikâyelerini değil, bilimin gerçek emekçilerini de çıkarmamız gerektiğine inanıyorum.
Prof. Dr. Erol KAM’ın çalışmalarını araştırırken benim için ortaya çıkan düşünce de budur.
Bir teşekkür ve vefa
Bilime yıllarını veren, ömrünü bu uğurda adayan Prof. Dr. Erol KAM’ın emeğini fark etmek ve bunu toplumla paylaşmak, benim için bir teşekkürden çok daha fazlasıdır; onun bilimsel emeğini görünür kılmak, vefanın en güzel ve en anlamlı biçimlerinden biridir.
Bugün bilim dünyamızda araştıran, öğreten, üreten ve gelecek kuşaklara bilgi aktaran pek çok değerli akademisyenimiz bulunuyor. Onları yalnızca akademik başarılarıyla değil, toplumumuza ve geleceğimize yaptıkları katkılarla da hatırlamamız gerektiğine inanıyorum.
Prof. Dr. Erol KAM da bu vesileyle çalışmalarına dikkat çekmek istediğim değerli bilim insanlarımızdan biridir.
Kendisine ve bilim dünyasına emek veren bütün akademisyenlerimize teşekkür ediyor; çalışmalarının genç kuşaklara ilham olmasını diliyorum.
Çünkü bir toplumun zenginliği yalnızca sahip olduğu maddi kaynaklarla ölçülmez. O toplumun bilgi üreten, araştıran, düşünen ve gelecek kuşaklara bilimsel bir miras bırakan insanları da toplumun en kıymetli değerleri arasındadır.
Ve bazen vefa, yalnızca geçmişi hatırlamak değil; bugün emek veren insanları fark etmek ve onların emeğini yarına taşımaktır.













