“Zerre içinde zerreyim ben kendimi bilmez miyim?”
Aşık İsmail’in dediği bu sözler sadece kulağa fonetik olarak güzel geldiği için günümüze ulaşmış değil.
İnsanın kendini ne sandığı ve gerçekte ne olduğu,hep ucu kaçırılan bir soruydu. Öyle ki herkes için cevabı farklıdır bu sorunun. Çevreden gelen bazı klasikleşmiş cümleler vardır. Mesela fütursuzca ya da saf niyetle yaptığımız herhangi bir şeyde yanıldığımızda; ”kendine gel” denir.
Hatanın kendinde olmamakla ilgili olduğunun sanıldığı bir cümle. Özünde Farkındalığı artırır ama kendiyle henüz tanışma faslına gelmemiş insanlar için, biraz uzun soluklu bir beklenti oluyor açıkçası.
Çünkü o insanlar kendilerine henüz sıra gelmeden hayatı her şeyi hızlıca tanımak anlamlandırmak zorunda kaldıkları o zor hayatlardan dolayı, biraz kendilerine geç kalmış ya da hiç uğrayamamış kimselerdir.
Yazının başlığında kullandığım “arete” kelimesinden söz etmek istiyorum. Nitekim az önce verdiğim küçük örnekle olan ilgisine de değinmiş olurum.
Kelime tanımı olarak; insanın aklını ve cesaretini kullanarak kendine uygun yaşaması anlamına gelir.
Cesaretten kast edilenin: yaşamaya karşı gösterilen mücadelenin bir motivasyonu olduğunu düşünüyorum. Ta antik Yunan dönemine dayanan, insanın kendi aretesine uygun yaşaması fikri; günümüzde kendini gerçekleştirmek diye anılıyor ki bana kalırsa bu kısım bizi yanıltıcı yere götürecek bir şeydir. Çünkü kendini gerçekleştirmek sözü, ‘gerçek’ denildiği için sanki kendi varlığını ispat etmek gerektirirmiş gibi bir yere vardırıyor. Oysa kişinin kendi varlığını kendine ispatlama gibi bir yükümlülüğü olmamalı.

Her neyse. Bizler için kendine uygun yaşamak denilen arete nedir peki? Bu soru sanki İnsanın kendi varlığını, işlevini sorgulatmış gibi oluyor sanırım. O halde çok basit bir örnekle arete dediğimiz kavramı anlatayım. Bir arabanın aretesi nedir desem mesela cevabınız ne olurdu? Araba için aretenin kendine uygun yaşaması derdiniz( kulağa biraz komik gelse de felsefi anlamda bu çıkarımda bulundurdunuz diyelim). Arabanın işlevi aklınıza gelirdi. Araba bizi bir yerden başka bir yere giderken kullandığımız hız ve zamandan kazanç sağladığımız bir şeydir. Şey’den ziyade araçtır aslında. Yani arabanın ne işe yaradığı aslında ne yaptığıyla ilişkili değil mi?
Yine basit bir örnek: bıçağın aretesi nedir mesela desem. Bıçağın aretesi iyi kesmektir dersiniz.
Neyin doğasında ne varsa o olmasını beklemiş oluruz esasen degil mi?
bu arada soruları çeşitlendirebilirsiniz. Havanın aretesi nedir masanın aretesi … diye soracak birçok soru bulabilirsiniz.
Peki insanın aretesi nedir? Bizim doğamızda ne var mesela? Bıçak gibi araba gibi bakabilir miyiz kendimize bu sorumun cevabını verirken? Neticede soruda insanın kendine uygun biçimde yaşadığı şey nedir diye sormuş oldum. Halbuki insanın doğasında çok şey var. İyi kötü karanlık veya aydınlık pek çok şey… net değil, belirli değil, stabil değil. Ama bir düzeni, yaşamla bir ilişkisi ve uyumu var. Uyumu var ki hala yeryüzünü hatrı sayılır düzeyde kaplıyoruz. İnsanın aretesi Erdemli olmak olabilir mi peki ? İyi olmak! Aklı ve mantığı doğru kullanmak olabilir mi?

Bu genelgeçer söylediğim şeyler her insanda bulunmasını arzu ettiğimiz şeyler. Ama gerçekte takdir edersiniz ki her insanda bulunmadığını açıkça görebildiğimizi de kabul edelim. Her insan doğru olanın iyi olanın yanında olmak adına yaşamını şekillendirmiyor öyle değil mi ? Çünkü kötülük diye bir şey var. Ama iyisiyle kötüsüyle her insan bir yolunu bulup “insanlık” dediğimiz şeyin altında yer alabiliyor.
Ben başlıkta kasıtlı olarak benin ( yani bana ait olan benliğime ait olan ) ve arete kelimelerini kullanmak istedim. Çünkü insanlığın aretesi demiş olsaydım kendim de insanlığın bir parçası olduğum için eni sonu kendimle karşılaşacağım anlamına gelirdi . Benliğin aretesi demek tüm insanlığı kapsayacak bir başlangıç demekti.
Ne yazık ki Ben’in aretesi nedir? Sorusunun cevabı herkes için farklıdır. Elbette insanın kendine uygun yaşayacağı hayat belli yerlere kadar aynıdır. Huzuru, mutluluğu; acı ve ızdıraptan uzak bir yaşam hayali hepimize cennet gibi görünür. Fakat bunun içinde kendimizde arayacağımız uygunluk ve anlam arayışı her zaman varlığını kaçınılmaz olarak sürdürecek bir meseledir.

Hepimiz kendi doğamızı(ister buna fıtrat diyin ister kendi varoluşsal amacımız diyin) bulup ona uygun yaşamaya çalışmakla geçirmiş olacağız yaşamımızı. Ve bu yolda da bizim gibi nicelerimiz olsa da esasen o yolda yalnızız. Sadece biri var yanımızda; o da kendimiz.
Ne demişti Aşık İsmail Daimi:
Kainatta bir zerreyim
Ben kendimi bilmez miyim
Zerre içinde zerreyim
Ben kendimi bilmez miyim…













