Belki farkedersin… Elvan yıllarca birini sevdi, fark edilmeyi bekledi. Çalıştığı iş yerinde yönetici idi sevdiği kişi, o ise bir sekreterdi. Mahzun, işini yapan ve sevdiği adam için kendini parçalayan, her şeyiyle ilgilenirdi.
Odasının temizliğini, randevularını, hastalığını, yaşadığı apartmanın sorunlarını bile bilirdi. Ahmet onu sadece işini yapan biri olarak görürdü; asla seveceği biri olarak görmedi. İşi düştüğünde derdini anlatır, yardım isterdi ama asla Elvan’a “Derdin var mı?” diye sormadı.
Bir gün Elvan’a, “Şu adrese en güzel çiçekleri gönder, üzerine ‘Seni seviyorum’ yazdır. Sevdiğim kadına gidecek.” dedi. Elvan’ın boğazı düğümlendi, gözleri doldu. O gün bir avare gibi çalıştı. İşten çıktı, yağmur yağıyordu. Bilmediği sokaklara daldı, boş bir binaya girdi. Çatı katına kadar çıktı. Tam kendini boşluğa bırakacakken bir ses duydu: “Kimse için değmez.” Çatıda kalan bir evsiz, bunu Elvan’a söyledi.
Bu adam Elvan’a ümit vermemişti ama ilgisini de kullanmıştı; kendini değersiz hissettirmişti. Yok saymıştı. Çıktığı çatıdaki o evsiz adam, onu durdurmuştu. Bazen fark edilmeyi bekleriz, yaptıklarımızın takdir görmesini isteriz ama asla bu gerçekleşmez.
Yazdığım bu hikâyede etkilendiğim, kurguladığım olayları kahramanlara dönüştürdüm. Hepimiz gerçekten görülmeyi çok isteriz; belki de kaybolduğumuzda fark ediliriz. Ama her şey için çok geç kalınmıştır. Hayatın bilinmezliğinde Rabbim bizi fark edecek kullara denk getirsin. Asla bencil olmayın; unutmayın, karşınızdaki insanın da duyguları olduğunu unutmayın. Dürüst olmak bazen en güzel davranıştır.













