Bazen insanın canını en çok yaşadıkları değil; haksızlığa uğraması, güveninin boşa çıkması acıtıyor. Tam diyorsun bu sefer şans benden yana sonra bir bakıyorsun ki sonuç yine hüsran.
Her seferinde ayağa kalkıyorsun. Ama bazen o kadar zor oluyor ki… Sanki ayakların tutmuyor, o gücü toplayamıyorsun yeniden kalkmak için.
Hayal kırıklığının tamiri çok zordur. Kırılan bir vazoyu yapıştırsan da izi kalır ya, insan ruhu da öyle. Parçaları toplayıp yerine koysan bile, o çatlaklardan sızan soğuk rüzgarı unutamıyorsun. Her güven, bir sonraki kırılmanın provası gibi hissettirdiğinde, insan kabuğuna çekilmeyi bir korunma yöntemi sanıyor. Kimseyi görmek, kimseyle konuşmak istemiyorsun. İnsanlardan uzak kalmak, boş kalabalıktan iyidir diyorsun.
Midene ağrılar giriyor üzüntüden, stresten. Bu seferde mi gol olmadı diyorsun. Zaten kendi kendine konuşmaya başladın mı hiç bitmiyor hesaplaşmalar. Kendinle küsüyorsun o zaman içindeki sesi susturmak için. Ama sonra fark ediyorsun kendini cezalandırdığını. İçindeki o dinmeyen fırtınayı susturmanın yolunun bu olmadığını. Fırtınanın sadece senin içinde koptuğunu ama dışarıya sadece sessiz bir derinlik olarak yansıdığını fark ediyorsun.
Bırak diyorsun ,bırak kırılan parçaların izi kalsın. O izler senin güçsüzlüğün değil, ne kadar mücadele ettiğini gösterir. Her şeye ve herkese rağmen ayağa kalkmak için mücadele et.
Unutma ; yürümekten vazgeçtiğin gün yollar değil, senin içindeki çocuk kaybolur. Yorgun olabilirsin, kırgınlığın omzuna ağır bir yük gibi çökmüş de olabilir. Yine de içindeki o sessiz gücün varlığını hatırla. Belki bu sefer çabuk kalkamayacaksın ayağa, belki biraz dizlerinin üstünde dinleneceksin; ama nihayetinde o doğruluş, eskisine göre daha dayanıklı olacak.
Hem bazen durmak, dinlenmek de yürümektir unutma.
Başkalarının yarattığı o Hayal kırıklığını taşımayı bırakıp, sadece kendine sarıl. İçindeki o kırgın çocuğa biraz zaman tanı.
Bırak bu seferde iyileşmek zaman alsın.











