Günaydın sevgili Ankaralılar ve Ankara’ya yolu düşen talihsiz (ya da şanslı, duruma göre değişir) misafirler!
Bugün yine Ankara’mızın o eşsiz ruhunu yansıtan, hatta belki de direkt girişlere asılması gereken bir tabeladan bahsedeceğiz. Malum, her şehrin bir sloganı vardır; “Yaşanacak Şehir”, “Tarihin Başkenti” falan filan… Peki bizim Ankara’mızın girişine ne yazmalı ki, hem hakikat payı olsun hem de bizi bizden daha iyi anlatsın?
Düşündüm taşındım, sabahlara kadar uykusuz kaldım (muhtemelen Kızılay trafiğini hayal ettiğim için), ve aklıma birbiriyle yarışan birkaç parlak fikir geldi. Gelin, Ankaralı ruhunu en iyi yansıtacak o efsanevi tabelayı birlikte seçelim!
Seçenek 1: “Ankara: Beklentisiz Gelenler İçin Mükemmel”
Bu söz, bence Ankara’nın ruhunu yüzde yüz yansıtıyor. Bizim şehrimizde öyle Boğaz manzarası falan bekleyemezsin. Denizi zaten unuttuk, en yakın suyu Eymir Gölü, onda da balık tutmak için özel izin alman gerek. Tarihi eser çok ama hepsi müzede, dışarıda öyle Roma kalıntıları falan görmezsin, görsen de üstüne AVM dikmişlerdir. Ama gel gör ki, bir kez buranın suyunu içtin mi, bir daha ayrılamıyorsun. Ankara, beklentilerinizi sıfırladığınız anda size sürpriz üstüne sürpriz yapar. Bir bakmışsın, kendinizi şehrin en alakasız yerinde, hiç tanımadığınız insanlarla muhabbet ederken bulmuşsunuz. İşte o an dersiniz ki: “Beklentisiz geldim, hayatımın deneyimini yaşıyorum!”
Seçenek 2: “Ankara: Gri Tonların Dansı, Memur Fısıltıları”
Sanatsal ve bir o kadar gerçekçi bir yaklaşım! Ankara’mızın binaları malum, genellikle gri tonlarda. Hani böyle “ruh halimiz mimarimize yansımış” desek yalan olmaz. Ama bu griliğin içinde öyle renkli karakterler, öyle ilginç olaylar yaşanır ki, şaşar kalırsınız. Bir de tabii, memur fısıltıları… Ankara’da iki kişi bir araya gelse, üçüncü cümlenin sonunda mutlaka “torpil”, “atanma” veya “emeklilik” kelimeleri geçer. Kafede otursan, otobüste yolculuk etsen, hatta parkta bankta otursan bile kulağına mutlaka bir memur fısıltısı çalınır. Bu, Ankara’nın kendine has sesi gibidir. Dışarıdan monoton gibi görünse de, aslında kendi içinde ritmi olan bir danstır bu.
Seçenek 3: “Ankara: Kızılay’a Girmeden Ankara’yı Gördüm Deme!”
Bu direkt, net ve biraz da ironik bir uyarı. Ankara’ya gelip Kızılay’dan geçmemek, Adana’ya gidip şalgam içmemek gibi bir şey. Kızılay, Ankara’nın kalbi, beyni, midesi, her şeyi. O trafik, o insan seli, o simit kokusu, o seyyar satıcılar… Kızılay, başlı başına bir deneyimdir. Orada yaşayacağınız kaos, sizi Ankaralı yapar. Eğer Kızılay’da kaybolup da yolunuzu bulduysanız, Ankara’nın şifresini çözmüşsünüz demektir. Hatta bu tabelanın altına küçük bir not düşülebilir: “Not: Navigasyonunuzu güncellemeyi unutmayın, çünkü biz bile bazen şaşırıyoruz.”
Seçenek 4: “Ankara: Gidenin Arkasından Bakılmaz, Yeni Gelene Hoş Geldin Denmez”
Evet, biraz sert oldu ama dürüstlük abidesi! Ankaralı biraz mesafelidir, kabul edelim. Öyle hemen samimi olmaz, öyle hemen bağrına basmaz. Ama bir kere seni sevdi mi, tam sever. Ayrılanın arkasından çok da duygu seli yaşamaz, çünkü bilir ki bir şekilde yolu yine Ankara’ya düşecektir. Yeni gelene de öyle “Hoş geldin, buyur evimiz senin” demez. Önce bir uzaktan süzer, bir tartar, sonra belki bir çay ikram eder. Bu bizim “cool” duruşumuzdur. Bilin ki, bu umursamaz gibi görünen hallerimizin arkasında derin bir Ankaralı sevgisi yatar.
Peki siz ne dersiniz? Ankara’nın girişine hangi slogan asılmalı? Ya da sizin aklınızda daha komik, daha gerçekçi bir öneri var mı? Yorumlarda buluşalım, Ankara’mıza yakışan o efsanevi tabelayı birlikte seçelim! Unutmayın, Ankara’ya gülmek, en güzel Ankaralılık halidir!
Sizce bu sloganlardan hangisi Ankara’nın ruhunu en iyi yansıtır? Yoksa sizin daha iyi bir fikriniz mi var?













