Bizim Angara’da soru bitmez gardaşım. Zihin desen zaten dükkânın sayımıyla, gidenin gelenin derdiyle kevgire dönmüş. Geçen gün taksi durağında çayları tazelerken, muhabbet birden döndü dolaştı, her gün önümüzden vızır vızır geçen ama kimsenin hikmetini çözemediği o büyük gizeme geldi: ‘La gardaşım, bu Angara’nın taksileri niye hep sarı?‘
Duraktaki direksiyon sallayan emektar esnaf abimize sordum. Adam önce dikiz aynasından derin derin baktı, çayından bir yudum çekti, sonra o meşhur Angara bıyığını burup dedi ki: “Vallah gardaş, ben doğdum doğalı bu araba sarı. Babam da sarı sürerdi, dedem de… Biri zamanında büyük boy sarı boya kovasını devirmiş, şehir komple sarıya boyanmış gibi!”
Ulan, duraktaki bütün esnafın kafasında bir şimşek çaktı! Şöyle bir etrafa bakıyon; resmiyette deseler ki “Efendim, trafikte dikkat çeksin, güvenlik standardı sağlansın diye UKOME kararıyla sarı yapıldı…” Yeme bizi ey yetkili! Bizim Angara esnafının teorileri daha mantıklı! Kimi diyor ki “Bizim Angara’nın ayazı meşhurdur, kışın sis çökünce gri arabayı bulamazsın. Sarı olsun ki ‘La buradayım, gel buralara!’ diye parıldasın.” Kimi de tutmuş diyor ki “Gardaş, bizim buraların trafiği adamı öyle bir sarartıp solduruyor ki araba en sonunda sahibinin rengini alıyor!”
İşin aslı ister trafik standardı olsun, ister ayazda parıldama sevdası… O sarı tenekelerin içinde taşınan muhabbet, Ankara’nın o katıksız, samimi ruhudur. Hadi bakalım, bugün taksiye binerken şoför abiye bir sorun: “Usta, bu renk niye sarı?” Bakalım size hangi Angara efsanesini anlatacak! Müziğiniz açık, tekeriniz düz bassın gardaşlarım!













