Sevgili Haberton okurları, bu hafta Ankara sokaklarında öyle bir hava vardı ki, Beştepe’deki şatafatı gören mahalledeki düğün salonunu kapatıp dünyayı buraya çağırıyor zannederdi. Günlerdir süren NATO Zirvesi nihayet bitti, liderler uçaklarına binip memleketlerine döndü. Arkalarında ise bolca havalı fotoğraf, milyarlık savunma ihaleleri ve bizim gibi “Peki şimdi ne olacak?” diye düşünen bir kamuoyu bıraktı.
Gelin, meşhur Dezenformasyon Yasası’nın sınır çizgisinde, resmi raporların ve gerçeklerin dışına tek bir milim taşmadan, tamamen yasal ve profesyonel bir terazi kuralım. Bakalım bu büyük buluşmanın ardından elimizde ne kaldı, komşular bu işe ne dedi?
Trump’ın Uçak Seçimi ve Bizim “Yerli” İstihdamı
Zirvenin en çok konuşulan magazinel ama diplomatik gerçeği, Donald Trump’ın giderken bindiği uçak oldu. Gelirken son model, gıcır gıcır bir uçakla gelen Trump, dönerken güvenlik gerekçelerini öne sürerek emektar Air Force One uçağını tercih etti. Buradan çıkaracağımız ilk kesin ve manipülasyondan uzak bilgi şudur: Küresel siyasetin zirvesinde bile olsanız, “eskinin güveni başkadır” mantığı değişmiyor.
Peki, Ankara bu ağırlamadan ne aldı? Resmi açıklamalara ve imzalanan protokollere baktığımızda, yerli savunma sanayiimizin kasasına milyarlarca dolarlık ihracat ve ortak üretim kapısı aralandı. Yani Ankara diplomatik ağırlığını koydu, teknoloji ve ticaret sözleşmelerini kaptı. Buraya kadar her şey tam bir başarı hikayesi.
Ancak madalyonun diğer yüzünde, Trump’ın müttefiklerin savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkarma yönündeki o meşhur ve sert “bütçe baskısı” var. Yani resmi raporlar diyor ki; önümüzdeki dönemde güvenliğe daha çok bütçe ayrılacak. Halkın gözü ise pazar tezgahında, market rafında. Seçmen sandığa gittiğinde bir yanda “Dünya liderlerini Ankara’da ağırlayan büyük devlet” vizyonuna bakacak, diğer yanda ise o bütçelerin mutfağa olan yansımasını tartacak. Dezenformasyon yapmıyoruz, tamamen matematik konuşuyoruz: Sandık önümüze geldiğinde, ekonominin gerçekleri ile diplomatik prestijin dengesini hep birlikte izleyeceğiz.
Rusya Cephesinde “Sessiz ve Derin” Hesaplar
Gelelim madalyonun dış siyaset kısmına… Ankara’da bu kararlar alınırken, Moskova’dan gelen resmi açıklamalar pek de yapıcı bir ton taşımıyordu. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ve Dışişleri Sözcüsü Mariya Zaharova, NATO’nun silahlanma kararlarını “çatışmacı bir yaklaşım” olarak nitelendirdi.
Peki, Rusya bundan sonra nasıl bir yol izleyebilir? Uluslararası ilişkiler uzmanlarının değerlendirmeleri ve mevcut askeri hareketlilikler, Moskova’nın önümüzdeki dönemde bazı adımlar atabileceğine işaret ediyor.
Doğu sınırlarında askeri tahkimat ihtimali: Analistler, Rusya’nın daha önce açıkladığı savunma planları doğrultusunda ordu mevcudunu artırma ve sınır hatlarındaki askeri kapasitesini güçlendirme sürecini hızlandırabileceğini değerlendiriyor.
Ekonomik ve bölgesel dengelerde yeni ayarlar: Uzmanlara göre Rusya’nın Türkiye ile ilişkilerini tamamen koparması beklenmiyor. Türkiye, Moskova açısından enerji, ticaret ve lojistik bakımından önemli bir ortak konumunda bulunuyor. Ancak bazı diplomatik değerlendirmelerde, Rusya’nın Suriye sahasındaki iş birliği başlıklarında daha temkinli bir tutum benimseyebileceği, tarım ve turizm gibi alanlarda ise bürokratik süreçleri daha dikkatli yönetebileceği yönünde yorumlar yapılıyor.
Neticede Ne Oldu?
Özetlemek gerekirse sevgili okurlar; Ankara harika bir ev sahipliği yaptı, küresel prestijini ve savunma sanayii ihalelerini cebine koydu. Ama sınır güvenliğimiz ve burnumuzun dibindeki terör koridoru gibi en hayati meselelerde Batı’dan yine tam anlamıyla o duymak istediğimiz, net ve kesin taahhütleri koparamadı.
Yani ne tamamen boşa giden bir şatafat var, ne de her dilediğini almış bir Ankara. Tam bir diplomatik “idare-i maslahat” ve al-ver dengesiyle karşı karşıyayız. Önümüzdeki günler, bu dengenin sahaya ve cebimize nasıl yansıyacağını gösterecek.
Kanunlara saygılı, verilere sadık ve her şeye rağmen yüzü gülen bir hafta geçirmeniz dileğiyle!













