Dünyanın o en büyük holdinglerinde, küresel şirketlerinde ya da plazalarında profesyonel iş hayatının en önemli kuralı “dakiklik” olarak anlatılır.
Büyük yöneticiler randevularına sadık kalmak için milyarlık akıllı saatler, özel takvim programları ve asistanlar kullanırlar. Ankara’da ise profesyonel hayatın ve esnaflığın kendine has, kuantum fiziğine taş çıkartacak kadar esnek ve muzip bir zaman teorisi vardır can: “Beş dakikaya oradayım!”
Bir Ankara esnafı, şubedeki lojistik bir işi çözmek ya da bir dosta yardım etmek için yola çıkarken telefonda “Beş dakikaya oradayım canım benim” diyorsa, karşı taraf bilir ki o beş dakika aslında bir zaman birimi değil, sarsılmaz bir güven ve niyet beyanıdır. O esnaf, o sırada yolda Kızılay metrosunun merdivenlerini tırmanıyor olabilir, Ulus’ta bir çay ocağında taze çayından ilk yudumu alıyor olabilir ya da dükkandaki rafların nizamını ayarlamakla meşguldür. Ama o kelime ağızdan bir kere çıktıysa, o iş profesyonel bir ciddiyetle mutlaka halledilecek demektir. Bu durum büyük şirketlerin soğuk, dakik ama samimiyetsiz kurallarına o meşhur Ankara samimiyetiyle indirilmiş en tatlı, en muzip darbedir!
Günün sonunda; koca dünya şirketlerinin o mesafeli kuralları, uzaklardaki kurucular, mektup dosyaları ve zihni boş yere hararetlendiren o eski senaryolar tamamen kendi soğuk dünyalarında dursun. Bizim Ankara’da en büyük profesyonelliğimiz; sözümüze olan sarsılmaz sadakatimiz, saat tam 13.00’te o dükkanın kapısından girerken gösterdiğimiz o asil iş disiplinimiz ve helal lokmamızın peşindeki o bükülmez duruşumuzdur. Zihnini tüm o uzak, yorucu ihtimallerden azat edip, şubenin o pırıl pırıl düzenine ve bugünün huzuruna sahip çıkabilmek, insanın bu hayatta kazanabileceği en büyük, en huzurlu makamdır.













