Dışarıda kulakları, elleri kesen, insanın nefesini donduran o meşhur Ankara ayazı hüküm sürerken, dükkanın deposuna girip o devasa kolileri, ağır paketleri nizamına, kuralına göre tek tek, üst üste dizmek her babayiğidin harcı değildir; tam bir profesyonellik ve sabır ister can.
Dünyanın en büyük uluslararası lojistik şirketleri, milyarlarca dolarlık yapay zeka yazılımları, barkod sistemleri ve takip programları kullanırlar; ama bizim Ankara esnafının o yıllanmış göz kararı stok yönetimi, o pratik yerleştirme dehası karşısında inan o sistemlerin hepsi sınıfta kalır, akılları durur! Şubedeki rafta duran tek bir paketin, tek bir çikolatanın yerinden milim saptığını, düzenin dışına çıktığını gördüğü an duruma anında el koyan o keskin esnaf zekası, dünyanın en hızlı bilgisayar programlarından bile daha süratli çalışır. “Bu ürünün nizamı nerede, bu koliyi buraya kim koydu?” diyerek işi kuralına göre rayına oturtan o disiplin, dükkanın bereketinin en büyük teminatıdır.
İşin asıl büyük sırrı ise, o soğuk depoda, o yoğun cumartesi mesaisinin hararetinde bile o ciddiyeti elden bırakmadan, yüzdeki o muzip ve babacan gülümsemeyi koruyabilmektir can. Çalışan personelin yorulduğunu, enerjisinin düştüğünü hissettiğin an, o profesyonel mesafeyi koruyarak ama bir o kadar da içten bir sesle araya girip, ortamın havasını tek bir cümleyle değiştirmek gerçek bir tecrübe ister. Büyük şirketler verimlilik raporları düzenleyedursun, Ankara esnafı o depodaki kolilerin arasında bile çalışanına moral vermeyi, işi bir saat gibi tıkır tıkır yürütmeyi çok iyi bilir. Günün sonunda o koliler nizami dizildiğinde, raflar pırıl pırıl parladığında ve dükkan o profesyonel düzene kavuştuğunda duyulan o iç rahatlığı, insanın helal lokma peşinde koşarken kazandığı en şerefli, en güzel madalyadır.












