Modern çağın en büyük felsefi sorusu Descartes tarafından yüzyıllar önce sorulmuştu: “Düşünüyorum, öyleyse varım.” Sevgili Descartes, kusura bakma ama 2026 yılının bürokratik dünyasında bu felsefenin bazen yetersiz kaldığını düşünüyorum. Günümüzün yeni mottosu sanki biraz daha farklı: “Sistemde adresin var, öyleyse varsın.”
Geçtiğimiz günlerde başımdan geçen ve absürt komedi filmlerine taş çıkartan bir bürokrasi hikâyesini, isimleri ve kurumları tamamen mahfuz tutarak (zira hukuk devletine saygımız sonsuzdur) siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum. Hikâyemizin başrolünde; alnının teriyle çalışan, devletine ve onun memuruna en ufak bir saygısızlık etmemiş dürüst bir vatandaş ve karşısında ise o meşhur kavram: “Sistemsel Modülsüzlük.”
Olay şöyle gelişiyor: Bir vatandaşın yasal ikametgâh adresi, tamamen elinde olmayan mücbir veya idari sebeplerle sistemde askıya alınıyor ya da siliniyor. Olabilir ya, insanlık hali. Sokakta kalmış olabilirsiniz, ev taşımış olabilirsiniz, sistem hata vermiş olabilir. Vatandaş bu esnada şanssızlık eseri kimliğini de kırıyor. Yenisini almak için devletin şefkatli kapısına gidiyor. İşte hikâyenin en dikkat çekici kısmı tam bu noktada başlıyor.
Memur ekranına bakıyor, kafasını sallıyor ve şu cümleyi kuruyor:
“Adresiniz görünmüyor, size yeni kimlik veya geçici kimlik belgesi veremeyiz.”
Vatandaş şaşkın:
“Ama memur bey, T.C. kimlik numaram duruyor, ben buradayım, kanlı canlı karşınızdayım. Adresim uçtu diye vatandaşlığım da mı uçtu?”
Cevap hazır:
“Sistemde modül yok.”
Şimdi gelin bu trajikomik tabloyu hepimizin çok iyi bildiği yasal mevzuatlarla yan yana koyalım. Anayasa’mızın kişi hürriyeti, güvenliği ve mülkiyet hakkına ilişkin hükümleri çok açıktır. Hiç kimsenin temel haklara erişim konusunda mağduriyet yaşamaması esastır. Ancak yereldeki bürokratik süreçler bazen öyle işleyebiliyor ki; kimlik alamayan vatandaş, bankadaki kendi birikmiş maaşına ve yemek bedeline de ulaşmakta zorluk yaşayabiliyor. Banka diyor ki:
“Kimliğin kırık, paranı veremem.”
Nüfus diyor ki:
“Adresin yok, kimlik veremem.”
Vatandaş ise iki kurum arasında çözüm bekleyen bir mağduriyetin içinde kalabiliyor.
Yahu sormak lazım: 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu, vatandaşı korumak ve işini kolaylaştırmak için mi var, yoksa bazı istisnai durumlarda vatandaşın çözüm bekleyen sorunlarla karşılaşmasına neden olan boşluklar mı içeriyor? Bir insanın adres kaydının güncel olmaması, onun anayasal haklarına erişimini fiilen zorlaştırabiliyorsa, burada üzerinde düşünülmesi gereken bir durum yok mudur?
Gelişmiş ülkelerde adresi olmayan veya geçici barınma sorunu yaşayan vatandaşlara dahi sosyal devlet ilkesi gereği alternatif çözümler üretilebiliyorken; bizde “modül yok” cevabının vatandaşı çaresiz hissettirmesi hangi kamu hizmeti anlayışıyla bağdaşır? Resmi makamlara (CİMER’e, bakanlıklara) dilekçe verdiğinizde o koca evrakların bir masadan diğerine haftalarca yürüyememesi hissi oluşurken, bazı işlemlerde sistemlerin son derece hızlı çalışması da ayrı bir ironi konusu.
Buradan yetkililere ve sistemleri yönetenlere sesleniyorum: Teknoloji insan hayatını kolaylaştırmak içindir, insanı sistem kilidinin arkasında çaresiz bırakmak için değil. Bir insanın adresi olmayabilir ama şerefi, onuru ve bu devlete olan vatandaşlık bağı her zaman bakidir.
Lütfen şu sistemlere bir de “İnsanlık Modülü” ekleyin. Çünkü bazen o modül eksik kaldığında, vatandaş ile devlet arasındaki mesafe gereğinden fazla açılabiliyor.
Bu yazı herhangi bir kurum veya kişiyi hedef göstermek amacıyla değil; yaşanan bir mağduriyet örneğinden hareketle, kamu hizmetlerinin daha etkin ve vatandaş odaklı hale gelmesine katkı sunmak amacıyla kaleme alınmıştır.










