Bugün 1 Mayıs İşçi ve Emekçi Bayramı. Tüm ülke genelinde meydanlar coşkuyla yankılanırken, sloganlar gökyüzünde dalgalanırken, bir avuç “seçkin” profesyonel, klavyelerinin başında, kahve fincanlarıyla mesaiye devam ediyor.
Bu durum, modern iş hayatının ironik bir portresini çiziyor: Emekçinin bayramında, çalışmaya devam eden emekçiler.
Peki, 1 Mayıs’ta çalışmak nasıl bir deneyimdir? Öncelikle, ofiste hissedilen o tuhaf sessizlik dikkat çekicidir. Normalde tıklım tıklım olan masalar boş, telefonlar nadiren çalıyor ve yazıcının o sinir bozucu vızıltısı bile özlenir hale geliyor. Sanki ofis, büyük bir toplu kaçışın ardından geride kalan birkaç cesur (ya da talihsiz) ruhun mekanıdır.
Bu “seçkin” azınlık, genellikle iki gruba ayrılır: İşini gerçekten seven, “Benim için her gün iş günü!” mottosuyla hareket eden hiper-motivasyonlular ve “Mecburiyetten buradayım, içimde kopan fırtınaları kimse bilmez” diyen sessiz çoğunluk. İlk grup, bu sakin ortamı adeta bir fırsat bilerek, normalde dikkatlerini dağıtan unsurlar olmadan, verimliliklerinin zirvesine ulaşır. “Oh, ne güzel! Kimse yokken şu projeyi halledeyim,” düşüncesiyle klavyelerine dört elle sarılırlar.
İkinci grup ise, içten içe büyük bir burukluk yaşar. Sosyal medyada paylaşılan miting fotoğraflarına göz ucuyla bakıp iç geçirirler. “Şimdi orada olmalıydım,” düşüncesi zihinlerini kemirirken, bir yandan da “Acaba öğle yemeğinde toplu bir kutlama yapsak mı?” gibi absürt fikirler üretirler. Belki de gizlice, masa çekmecelerinde sakladıkları küçük bir Türk bayrağını çıkarıp, o anın ruhunu ofislerine taşımaya çalışırlar.
1 Mayıs’ta çalışmanın en komik yanlarından biri de, “Neden buradayım?” sorusunun sürekli zihinlerde yankılanmasıdır. Acil bir proje mi var? Kritik bir teslim tarihi mi yaklaşıyor? Yoksa sadece “Herkes tatildeyken işler daha kolay yürür” gibi mantık dışı bir düşünce mi? Cevap ne olursa olsun, 1 Mayıs’ta ofiste olmak, modern iş hayatının absürtlüğünü en çıplak haliyle gözler önüne serer.
Peki ya öğle yemeği? Normalde kalabalık olan yemekhane bomboştur. Belki birkaç “yalnız kurt” köşelerde sessizce sandviçlerini yerken görülür. Bu anlarda, “Acaba hepimiz yanlış yerde miyiz?” sorusu daha da belirginleşir. Dışarıda coşku hakimken, içeride sanki kıyamet sonrası bir sessizlik vardır.
Elbette, 1 Mayıs’ta çalışmanın bazı “avantajları” da yok değildir. Örneğin, trafik çilesi çekilmez, toplu taşıma araçları sakindir ve otoparkta yer bulma sorunu yaşanmaz. Ancak bu “avantajlar,” bayramın coşkusundan mahrum kalmanın yanında oldukça sönük kalır.
Sonuç olarak, 1 Mayıs’ta çalışmak, modern iş hayatının ironik bir paradoksudur. Bir yandan emeğin ve dayanışmanın kutlandığı bir günde, diğer yandan çalışmaya devam etmek, tuhaf bir tezat oluşturur. Ancak belki de bu durum, iş hayatının kaçınılmaz bir gerçeğidir. Herkesin aynı anda tatil yapma lüksü yoktur. Önemli olan, kalplerin dışarıdaki coşkuyla birlikte atması ve bir sonraki 1 Mayıs’ta, hep birlikte o meydanlarda yer alabilme umudunu taşımaktır. Şimdi, izninizle, ben de o bitmek bilmeyen e-postalarıma geri döneyim. Ne de olsa, emek en yüce değerdir… Bayramda bile çalışan için.













