Yıkıyoruz her şeyi ve her duyguyu sonunda. Sessizliğin yıkımı da başka oluyor. Sessizce gidiyoruz insanlardan, hayatlarından… mesela. Aranızdaki bağların koptuğunu henüz kimse görmemiş zaten.
İçinden kopmuş beslediğin ne duygu varsa, kopan fırtınanla birlikte. Temizlenmiş de bir yerde, durulmuş aklın. Kime neye ne kadar değer vermen gerektiğini öğretmiş sana, için söküle söküle öğrenmişsin. Bir daha mı girer misin deseler, asla diyeceğin kapılar da edinmişsin.
Yıkım her zaman gürültü çıkarmaz. Usul usul çıkarsın hayatlardan. Bir gün aradıklarında bulamadıklarında anlarlar belki ama belkiler de yük gelir sana artık. Zorla da değer bildiremezsin işte. Tartın ince ayar olmaya başlar, ne kadar eklenirse sana sen de o kadar eklersin artık insanlara. Hayata verdiklerinle aldıkların bir olmaz ama yeterince verdiğini fark edip çekilirsin köşene.
Öyle kolay yıkılmaz derler köprüler… Yapması ömür sürer, yok olması saniyeler halbuki. Issızlık düştüyse sokağına, köprünün de bir manası yok artık. Emeklerin pare pare dökülür ama senden de önemli değildir. Elinin tersiyle yıkılır tüm bağlar…
Herkesin ihtiyacı olduğu kadar varsan ve sonra yokmuşsun gibiyse atılır tabi pamuk ipliklerine bağlı duygular… Sen de artık taşıyamazsın, üzerine kalan his yoğunluklarını; tek taraflı özveri gibi gelir. Sonunda yıkılır sana gelen yollar.
Herkesin her anında yanında olup da sana geç kalınmış olması başlı başına zaten yıkım sayılır. Kimse görmemiş, duymamış, fark etmemiş; yavaş yavaş beslediğin ne varsa eksildiğini. Eksikliklerin gücün olur ama kırık bir zafer gibidir artık, tat almazsın. Yıkımı da büyük olur tabi tükenmişliklerin…
Tüketiriz önümüze ne gelirse gelsin insanlar olarak. Duyguları sömürür, gücünü tüketir, aklını alırız diğerlerinin. Sonra da yıkılışını izleriz işte. Bir anlam veremeyiz neden, diye… dirhem dirhem söktüğümüzü fark etmeden. Çok düşünmekten der geçeriz, her yıkılışa bir de. Kendimize gram pay biçmeden… yıkılışlara neden ararız.
Dağlar, denizler yerinde durmuyorken, kişiler yıkılmış çok mu… der demagoji yaparız bir de üstüne. Belki felsefe de yetişir imdadımıza, “Ne insanlar gördüm üzerinde elbise yoktu, ne elbiseler gördüm içinde insan yoktu.” diye. Bir cümle de siz söyler rahatlarsınız, çok bilenler kulübünden.
Yıkım sessiz gelir, yavaş yavaş gelir belki ama sizden giderlerken sağır edecek kadar vicdanları gürültülüdürler. Ancak parçalandıktan sonra görüp, fark edilir. O zamana kadar kimse anlamaz da bilmez de. Bir anlık duygu yoğunluğu sanırlar belki de… neler biriktirildiğini bilmeden. Bir anda oldu sanırsınız da yıllarca ne yükler taşındığını bilmezsiniz. İlmek ilmek işlenmiştir, derin ve sağlam bağlar kurulmuştur ama bir yerden sonra kesip atmak gerektiğini öğrenmişsindir.
Belki her yıkım son değildir de kimisi de başlangıcı olur insanın. Arınma ve aydınlanma yaşanır belki… Belki bu zamana kadar taşınan gereksiz her şeyden kurtulma anıdır.
Bir yerden sonra kendine gelmektir belki… ‘Yıkım’ denilen.













